Sevgili okurlar bu gün, eşim, Takvim yazarı
Arda Uskan'ın ölüm yıldönümü. İzninizle onun son anlarını
paylaşmak istiyorum sizlerle, üstelik kendi ağızından:
"... Yaşasın kapı zili çaldı, ziyaretçim var derken
iri yarı biri içeri dalıyor. 'Arda'cım ben geldim!'
Sonra karıma dönüyor 'Tanımadı galiba!' Tanımam
mı lan, canım
Halil Ergün'ümsün işte. Arkasında da
eskilerden bir sevda,
Seyyal Taner. Son sevda karım
Selda bakalım nasıl karşılayacak misafir Seyyal'i? İster
misiniz yine kıskançlığı depreşsin de kızı hırpalasın!
Aaa o da ne, sohbete koyuldu bunlar. Hatta eski
defterler açıldı beni çekiştiriyorlar. Artık yenisi ne
dediyse, eskisi diyor ki, 'Beni de aldatmıştı bu Arda!'
Sohbeti, var gücümle 'ıh'layarak bölmeyi başarıyorum.
Hepsi üstüme atlıyor, 'Ne oldu Arda neren ağrıyor, ilaç
verelim mi?'
"... Allah'tan karım bilinçli, 'İlaç olmaz masaj
gerekir' diyor? 'Sen ne puştsun' demezseniz, aklımdan
geçeni itiraf etmek istiyorum; Masajı acaba hangisi
yapacak? Masajı Seyyal yaptı, dayağı Selda'dan
yedim dermişim... Yok öyle olmadı, aile büyüğü Dicle
teyzemiz odaya daldı, hepsini salona kovaladı..."
"... Efendim oğlum, şimdi nerede mi olmak isterdim?
Seninle şöyle çarşaf gibi bir denizde gün batımına
doğru kulaç atmak hiç fena olmazdı. Yavaş ama güçlü
kulaçlar bunlar. Sonra kumsala uzanıyoruz. Benim
elimde heyecanlı mı heyecanlı bir casus romanı, sen
yine almanak'ını okuyorsun. Derken gün batıyor, bir
bakıyoruz Pink Floyd konserindeyiz. Yağda kızarmış
pastırmalı sandviçlerimize yumuluyoruz... Konser
boyunca ben nasıl oynayıp, zıplıyorum anlatamam...
Bir insan için
enerjinin ne kadar muhteşem bir şey
olduğundan henüz haberim yok tabii..."