Sanırım yakın çevremdeki herkes de aynı fikirde benimle.
Uzun zamandır Kayahan, sağlık sorunlarıyla uğraşıyor. Bu güzel albüm ona moral olsun, enerji olsun.
Daha çok şarkılar yapsın biz aşkı onun şarkılarıyla yaşıyalım.
Albümde A'dan Z'ye emeği geçen herkese de selam olsun… Tam arşivlik bir albüm olmuş.
***
Havalı memur!
Biraz dinlenme olsun biraz da gezip göreyim diye bir hafta New York'a gidip geldim. Tatil süresi güzel ve keyifli geçti.
Ama İstanbul'a döner dönmez sinirim oynadı. Sosyal medyadan sürekli takip ediyorum arakadaşlarımın çoğunun İstanbul Atatürkhavaalanı Dış Hatlar Pasaport Kontrolündeki bazı görevli memurların tutumlarını eleştirdiklerini. Ve sonunda benim de başıma geldi.
Üç arkadaş uçaktan indik pasaport kontrolü için sıraya girdik. Uzunca bir sıra belli bankolar çalışıyor. Oradan bir görevli bizi "Siz bekleyenler 1 ve 2 numaraya geçebilirsiniz" diye sıramızdan çıkararak oraya yönlendirdi.
Biz de o yönlendirildiğimiz bankonun önüne geçtik. Banko da görevli memur yayılmış şekilde ve aynen bu uslupla "Kapalı burası kapalı…" uyarısına biz de "arkadaşınız yönlendirdi" diye cevap verince" "Kapalı diyorum anlamıyor musunuz? Kapalı işte" azarlar ve tersler şekilde cevabımızı aldık.
Sisteme, insanlara bir şey olmuş… Bu tavrı bu iletişimi kurmak zorunda kalıyorsun ben anlamış değilim.
***
Yeni bir mekan
Son gözde mekanım La Petite Maison… Geçen haftalarda keşfettim ve bayıldım. Nişantaşı'ndaki tarihi Maçka Palas'ta mayıs ayının ortasında servis vermeye başlamış.
İçeriye girdiğinizde ilk dikkatinizi çeken şey, mekânın yüksek tavanları.
Ferah olması büyülüyor. Ekip güler yüzlü ve her misafirle teker teker ilgileniyor. Pepermoon da gördüğüm tüm tanınmış simaları kendine çekmeye başlamış. İki hafta üst üste gittim aynı isimler oradaydı. Yani alışkanlık yapmaya başlamış müdavimleri oluşmuş La Petite Maison'ın. İlk Seda Sayan ile gittim. Ardından da Demet Akalın ve Okan Kurt çifti ile.
Hepimiz hem servise hem de yemeklerine bayıldık. Mönüdeki Kinoa salatası, Limon yağında ahtapot favaorilerim arasına girdi…
***
Elif Dağdeviren
İnsanlarda benimle ilgili şöyle bir imaj var; "O kadar şanslı ki, her şey ayağına geliyor." Bu aslında ben öyle gözükmesini istediğim için öyle. "Yaşadığın bunca ağır şeye rağmen nasıl bu kadar hayatla barışık durabiliyorsun?" diye bahsetmiş geçen gün bir röportajında dostum Elif Dağdeviren. Hayatımdaki önemli kadınların başında gelir… Üzerim de çok emeği vardır. Mesela bu köşeyi yazıyorsam yıllar önce o Cosmopolitan Genel Yayın Yönetmeni'yken bana dergide verdiği sayfa ile bu işe başlattığı için.
Çok çalışkandır, çok üretkendir, tutuğunu koparır Elif Dağdeviren... Herkes hayatta neler yaşar içinde ne fırtınalar kopar kimse bilmez. Konuşmak olsun yorum yapmak olsun diye yorum yapar etrafımızdakiler.
Ben bu tip insanlardan nasıl sıkıldığımın farkına vardım röportajı okurken biran.