Bu yıl artık ben bile inanamadım gelen konukların üzerindeki kıyafetlerin iddiasına. Hani ben uçuk kaçık şeyleri severim de diyorum ya ben bile inanamadım.
Gelen konuklara bir şey olmuş.
Konumlarını unutmuşlar. Sen defileyi, kolleksiyonu izlemeye geliyorsun bu iddialı halin ne?
Tamam Fashion Week'e geliyorsun, herkes ekstra özenip gelecek, kendince en şık kıyafetlerini giyecek ama Allah aşkına, düğüne mi, nişana mı, kınaya mı gittiği belli olmayan kadınlar mı dersin, sandaletle gelenler mi dersin, 4 gün boyunca devasa neyi var neyi yok takıp takıştıp üzerinden çıkarmayanlar mı dersin, yoksa annesinin dolabından giyinip prenses gibi giyinen gelen gayler mi dersiniz...
Dikkat çekmek... Bunu çok iyi anlıyorum. İnsanlar konuşsun bunu da çok iyi anlıyorum. Ama bunlar olacak diye kendini o hallere sokmanın ne anlamı var?
O kıyafeti giydin çıktın. Nasıl çıktın?
Senin annen baban yok mu? Sana dur diyecek, bu ne hal diyecek yakın arkadaşın yok mu? Ya oturduğun apartmandan nasıl çıktın, komşuların sana nasıl bakıyor? Hadi oradan da çıktın nasıl hangi araçla geldin defilenin yapıldığı yere?
Gerçekten anlamış değilim. Bu insanlar nerede yaşıyor, ne yiyor, ne içiyor?
Merak içindeyim.
Kompleks, ego, ne oldum deliliği, üç yaşındaki ergenlerin güneş gözlüğüyle en ön sıra kavgası yapması kısaca ve özeti bu yıl ki Fashion Week"in.
Her Fashion Week'te olduğu gibi bu sene de bir davetiye isteme krizi vardı..
Orada olma, kendini gösterme çabası.
LCV yapmayıp PR şirketleriyle kavga edenler, kapıda belki gireriz umuduyla bekleyenler.
Geçtiğimiz yıllarda Didem Soydan'ın olmadığı defile hemen hemen yokken bu yıl kendi isteğiyle hiçbir defileye çıkmadı.
Deniz Akkaya'lı, Güzide Duran'lı, Çağla Şikel'li, Tuğçe Kazaz'lı, Aysu Kayacı'lı o efsanevi podyum günleri artık bitti.
Star manken, konuşulan manken, arkasından kitleler sürükleyen manken de kalmadı.
Farkında mısınız en son Özge Ulusoy'la o devir kapandı. O şatafat yok artık.
O yüzdendir ki tüm tasarımcılar defilelerinde yabancı manken çalıştırıyor, yeni yetme Türk mankenleri kullanmıyorlar.
Benim Fashion Week özetim bu gördüğüm kadarıyla.
Haksızsam lütfen haksızsın deyin bana.
Yağlarım eridi
Çok sevdiğim ve takip ettiğim gazeteci arkadaşımdır Ayşe Aral. Dün gece kendisi ile Yeniköy Yelken Balık'ta buluştuk. Sohbet ettik, konuştukta konuştuk.
Ben yine diyetteyim. Azimle kilo veriyorum. Bana gelen yemeklerin dışında hiç bir şey yememeye çalışıyorum. Ve dün detox günümdü ama düşünün ben Yelken Balık'a gittim.
Hayatımda ilk defa kendi irademi taktir ettim.
İnsanın kendini mutlu edeceği bir yer Yelken Balık. İlk defa gitmeme rağmen bayıldım.
Dekorasyonu, servisi, elemanları ile beni hayran bıraktı.
Sadece yeşilliklerden oluşan bir salata yedim ama Ayşe Aral balığını yerken ki o tattan aldığı lezzetle büründüğü yüz ifadesi ile benim içimin yağları eridi.
Bir de mezelerini tavsiye ede ede bitiremedi. Düşünün kendimle verdiğim savaşı.
Kafamı hangi yöne çevirsem bir de o kadar tanıdık vardı ki. Bir tek ben gitmemişim, herkes keşfetmiş zaten.
Haftaya kesin oradayım. Bu sefer doya doya balık yiyeceğim.