Bu cümle Türkçe'nin en tehlikeli özgürlük vaadidir. İlk bakışta demokrasi, derininde ise psikolojik mayın tarlası barındırır. Sana alan açıyormuş gibi görünür ama aslında o alanın etrafı görünmez kurallarla çevrilidir. Girersin… çıkamazsın.
"İstediğini yap" diyen insan, aslında ne istediğini çok net biliyordur. Sadece senin onu anlamanı bekliyordur. Çünkü açık açık söylemek kolaydır; mesele senin sezgisel olarak doğruyu bulmandır. Bu bir tercih değil, bir testtir. Hem de çoktan seçmeli değil. Açık uçlu.
Üstelik yanlışın telafisi yok, itiraz hakkı yok, sınav kağıdını geri isteme şansın hiç yok.
Mesela o an iki seçenek vardır:
X Gerçekten istediğini yapmak X Onun aslında istediğini tahmin edip onu yapmak Sen saf saf birinciyi seçersin.
Çünkü sana öyle denmiştir.
"İstediğini yap." Mantık çalışır, kalp rahatlar, karar verilir.
Hatta içinden küçük bir özgürlük marşı bile çalarsın.
Sonra bir sessizlik çöker. O meşhur sessizlik… İçinde hayal kırıklığı, sitem, biraz da "ben bunu hak etmedim" dolaşır.
Ortamda görünmeyen bir soğukluk oluşur. Klima yoktur ama üşürsün.
Ardından klasik replik gelir:
"Yok ya sorun değil." İşte o an anlarsın… Sorun vardır. Hem de öyle böyle değil; detaylı, katmanlı, geçmişe dönük referanslarla güçlendirilmiş bir sorun.

Bu insanların en güçlü özelliği, cümle ile niyet arasına görünmez bir uçurum koymalarıdır. Söylediği ile kastettiği arasında en az üç sezonluk dizi çıkar. Sen daha ilk bölümdeyken onlar final sahnesini yaşamıştır bile. Hatta spin-off planları yapılmıştır.
İşin en zor kısmı şu:
Doğru cevabı bilsen bile, onu nasıl yaptığın da önemlidir.
Çünkü sadece sonucu değil, süreci de puanlarlar. Hızın, tonun, yüz ifaden… Hepsi değerlendirme kriteridir.
Biraz geç yaptıysan "zaten istemedin", çok hızlı yaptıysan "zaten bahaneydi" olur. Ne yapsan bir yerden kırılırsın.
Yani bu sadece bir sınav değil, mülakatın, performans değerlendirmesinin ve karakter analizinin aynı anda yapıldığı karma bir sistemdir.
Bir de ileri seviye versiyonu vardır:
"İstediğini yap" dedikten sonra seni izlemeye alırlar.
Senin neyi seçeceğin, aslında onların senin hakkında vereceği kararın temelidir.
Yani bu sadece o anlık bir durum değil, karakterine yazılan kalıcı bir nottur. Sen dışarı çıkmayı seçersin, o bunu "beni ikinci plana attı" diye kaydeder. Sen kalmayı seçersin, bu sefer de "zaten istemeye istemeye kaldı" olur.
Ve en ironik tarafı:
Gerçekten istediğini yapmadığın zaman da sorun olur. Çünkü bu sefer "ben sana özgürlük verdim, sen kullanmadın" denir. Yani özgürlüğü kullansan suç, kullanmasan ayrı suç. Bu, matematikte yeri olmayan bir denklem: Sonuç her zaman eksi.
Bu oyunda:
İstediğini yaparsan kaybedersin, İstediğini yapmazsan yine kaybedersin, Ortayı bulayım desen bu sefer "kararsız" ilan edilirsin.
Kazanan yoktur. Sadece daha az kaybeden vardır.
Bu yüzden "İstediğini yap" cümlesini duyduğun an şunu bil:
Bu bir izin değil.
Bu, görünmeyen kuralları olan bir oyunun başlangıç düdüğüdür.
Ve sen çoktan oyuna alınmışsındır.
Hatta çoğu zaman skor bile yazılmıştır… sen daha hamle yapmadan.

GÜLÜYORUM
@tugcemsii Babam üniversite 1'de aldığı istatistik dersini son sınıfta da veremeyince annem bakmış evlenemeyecekler oturup tüm dersi çalışmış anlatmış babam öyle vermiş dersi, biriyle evlenmeden önce kendime soracağım bunun için alan dışı bir ders çalışır mıyım diye.

@aadfghjklm Otobüste koltuk yatırma mevzusundan tartışma çıktı kadın "medeniyeti senden öğrenecek değilim 25 yıl Londra'da yaşadım ben" deyince diğer yolcu "Ne var ben de Manchester'da yaşıyorum" dedi. Benim kütük Malatya'da tartışmaya müdahale etsem ilk turda elenirim gibi geliyor.

TESPİTLİ YORUM
@muratpin Yer metrobüs, sene 2013.
Metrobüste sessizlik varken, bağırdı güzel adam:
"Kaldırın lan elleri, Müslüm Baba öldü. Fatiha okuyacağız."

BUNLARI BILIYOR MUYDUN?
ABD'nin küçük bir kasabasında, tek polis memuru olan Jim, gece yarısı bir hırsızlık ihbarı aldı. Olay yerine gittiğinde, soygun yapan kişinin kendi karısı olduğunu gördü. Karısı, bir marketten yiyecek çalıyordu. Jim, karısını tutuklamak zorunda kaldı.
Karısı mahkemede "Açtık, paramız yoktu" dedi. Jim ise "Yemin ettim, kanunu uygulamak zorundayım" dedi. Mahkeme, karısına para cezası verdi. Jim, cezayı kendi cebinden ödedi. Olay kasabanın efsanesi oldu.

Avustralyalı iş adamı Leonard Casley, Batı Avustralya'da bulunan tarım arazilerinin hükümet tarafından elinden alınacağını öğrenince, arazilerinin bulunduğu bölgeyi bağımsız bir krallık ilan etti. Kendini "Prens Leonard" olarak atadı.
Bölgeyi "Hutt River Eyaleti" adıyla tanıttı. Hükümet bunu tanımadı ama Casley, bölgeyi 3 saatliğine bir Amerikalı iş adamına sattığını açıkladı. Alıcı, bölgeyi tanıyıp tanımadığını sorduğunda Casley "Ben tanıyorum, yeter" dedi. Alıcı parayı ödedi, 3 saat sonra Casley bölgeyi geri satın aldı.
