Son 3 lig maçında 9 kayıp puan!
Verilen mücadelenin karşılığında, kaçınılmaz bir şeydi yenilmeleri.
Sarı lacivertli futbolcular, kayıplar listesinde isimlerini arasınlar.
Ama sakın ha. Kendilerinden başka suçlu aramasınlar.
***
Semih tek santrfor ama yalnızlık bulvarında. Alex'in desteği sıradan.
Orta alanda baskı yapacak adam yok.
Selçuk yine yitik imza, Santos ve Cristian'ın gölgeleri bile cılız!
Kaleci Volkan'deki tedirginlik zinciri sürüyor. Birinci derece afet bölgesi gibi.
***
Mehmet Topuz'un, neden bu kadar silik ve içe dönük oynadığını düşündüm.
Sonra "Daum'un korkaklığı" diye cevapladım düşüncemi.
Oysa Semih'in arkasından topa vurabilecek ve rakibi fiziki olarak da rahatsız edebilecek tek adamdı Topuz.
Eskişehirspor'un genellikle, Fenerbahçe'nin sol kanadını kullanmasını, Roberto Carlos'un yokluğunun getirdiği cesaret olarak yorumladım.
İlk yarı, neresinden bakarsak bakalım, ilk yarı içi boş bir geceydi.
Ne emek, ne görsel bir zevk.
Düşünün, Fenerbahçe ilk kez 38. dakikada rakip alana organize olabildi.
İlk yarıyı özetlemem gerekirse, "ruhları donmuş" bir Fenerbahçe takımı izledim. Berbat bir filmin donmuş karelerini izler gibi.
***
İkinci yarıdaki hızlanmayı, gol alametleri olarak değerlendirdim.
Golü Eskişehirspor attı.
Hem de harika bir gol.
Sonra, takımdaki "gereksiz adamların" saha kenarına alınıp, Daum'un karşı saldırısını izledim.
Takımın yüzünü değiştirecek ustalığı da, Emre Belözoğlu'ndan bekledim.
Galiba boşuna bekledim.
Çünkü Eskişehirli futbolcular "Biz iyi bir takımız" dediler. "Hem galibiyetin sesini açarız, hem farkı."
Lugano'nun golü sadece son dakika heyecanıydı..
***
Fenerbahçe lig lideri.
8 maç üst üste kazanmış takım.
Sezon başında en sert kayalardan su çekenler, şimdi kuyulardan bile su çekemiyor.
Ama gereğinden fazla çile çektiriyorlar taraftarlarına.
"Bu adamlar nereye gidiyor?" derseniz. Cevabım hazır.
"Bunlar yılbaşında süs ağacı olmaya gidiyorlar!"
***
Eskişehirspor'a gelince. Onlarda ayaklanmış bir takım ruhu vardı.
Gecenin sonunda harika bir imza attılar.