FENERBAHÇE'de kaliteli futbolun kapısı ardına kadar açılmadan, farklı galibiyetleri abartmak gerçekleri inkara yol açar. Kötü oynarken kazanmak güzeldir de futbola gerek duyulmayan bir hava yaratılırsa bunun bedeli ağır olur. Ligin başında alınan iki yenilginin karşılığı budur.
Rizespor karşısındaki Fenerbahçe'yi okumak, Eyüpspor'a 8 gol atınca "rakibi analiz ettim" demekten bin kere değerlidir. Oğuz varken Kerem'in bu takımda işi yoksa; Vedat Muriç, Asensio ve Greenwood'un saha içindeki yokluğu da iyi irdelenmeli. Savrukluk bulaşıcıdır çünkü.
Neredeyse puan kaybetmenin eşiğindeki maçı gecenin akışına bırakmayan Galatasaray'ın da sorunları büyük. Savunmadaki hantallığı hesaba kattığımız zaman bu sezon tedirgin edici takım silueti ortaya çıkıyor. Osimhen'in oyuna girmesiyle, maçın kazanılması arasında bir bağ varsa, o zaman diğerleri ne oluyor? Onları da önümüzdeki maçlarda göreceğiz.
Kocaeli karşısındaki Beşiktaş adına maçın öznesi; 'istersem kazanırım!' İstedi ve kazandı. Bunu yaparken inançlı ve sakindi, mücadelesini de verdi. Rakibin ligin en kaliteli takımlarından biri olduğu gerçeğini de tırnak içine almak gerek.
Trabzonspor'un Samsun'daki ilk yarı gösterdiği performans harikaydı. Anlamlı galibiyetler serisinin "Reis'i belli" ama "bazı adamlar futbolda devrim için gerekçedir" cümlesi Salah'a ithaf edilmiştir.
En çok hakemlerin konuşulduğu bir mevsimden geçiyoruz. Futbolun damarlarını tıkayanlar hakemlerle kadar pozisyon harabesindeki futbolcular. O futbolcuların darbe bile almadan kendilerini yere atma sahnelerinden klip çekilse komik videolarda 1 numara olur. Ama yozlaşmış komiklik de soytarılığa delil olur.