Zaman akşama yaklaşmıştı, ben kadına yaklaştım.
Ezik domatesleri yokluyordu kadın, iri camlı gözlüğüne değil, yumuşak ellerine güveniyordu besbelli.
Pazarcı genç oralı olmadı, özgür bıraktı tezgahın üzerindeki salça olmaya meyilli domateslerin üzerinde gezinen elleri.
Kadın beni gördü, ben ökselere takılmış bir kuşu gördüm. "Nasılsınız öğretmenim?" dedim, şaşırdı.
Suçüstü yakalanmış bir mahcubiyetin içinde, ellerini domateslerin üzerinden çekti.
Şaşırmış halde yüzüme baktı.
Acımasız gerçeklerin hayata kurban ettiği nice kadından biri duruyordu karşımda, üstelik öğretmenimdi.
Sahipsizliğin fiil çekimindeydi kadın. "Tanıyamadım" dedi. "Ben sizin ortaokuldan öğrencinizim" dedim, gülü solmuş bir zamanın gerisine taşıdım onu.
Yüzümdeki sakala rötuş yapan gözlerinde, acılı bir gülümseme belirdi. "Tanıdım, o sensin" dedi.
Pazarcı genç, rastlantı konulu bir filmi izliyordu sanki.
Su gibi akan bir zamanın içinde, akıntıya kapılmıştı öğretmenim.
Emekli olmuştu da, çaresiz bir zamanın koynunda bir başına yaşıyordu.
Ayaküstü bir sohbetin duvarına yaslandım.
Öğretmenime insan gibi bir yaşamı çok gören düzende, haksızlığın karekökünü kim hesaplardı?
Öğretmenim sıfırı tüketmişti hayatın hesap defterinde.
Ama politikacılar bol sıfırlı vaatlerin orta yerinde hayatın sefasını sürüyordu.
Birilerine ballı börekli bir yaşam sunanlar, öğretmenlere ezik domatesleri layık görüyordu.
İçi yanıyordu öğretmenimin. "İyi akşamlar evladım" dedi, sohbeti kesti. Bir mum kendini üfledi sanki.
Uzattığı elini aldım, öpüp başıma koydum.
Sessiz bir titreyişle elini çekti ve arkasını dönüp küçük adımlarla pazarın sonundan karanlığa karıştı.
Sol yanıma bir bıçak saplandı.
Bizim masallarımızda giden geri dönmezdi.
Politikanın zalimlerince her gün dövülen, hırpalanan öğretmenim, dönüşü olmayan bir yolun yolcusuydu artık.
Onlar ezik domateslerin onurlu kadınları olarak masallarda yaşıyor.
Büyüyen Türkiye'de.
***
Kadınlar partilerde adaylık istiyor da, onlara ses verecek liderleri bulmak mesele.
***
Vicdan hakimi
Bir hakim, karısını terk ederek kayıplara karışan kocayı, dedektif gibi iz sürerek buldu ve "tedbir nafakası" ödemeye mahkum etti. Bu ülkede böyle hakimler de var. Mesleğinin onurunu her şeyin üzerinde tutan.
O yüzden Ankara 5. Aile Mahkemesi hakimi Şerafettin Şanver'e helal olsun.
***
Öğretmenlerinin izini bul.
Dolaplarını simetrik düzenle.
Loş ışıkta müzik dinle.
İnsani değerlere önem ver.
Tavla oyna***
Ben senin doğmadan ölen
Çocuğundum
Su gibi bakıyorum
Hayaletime
Sadece gözlerimle
Gülümserdim biliyorsun
Ayrılığı evlat edindim
Dertlerimi döküyorum
Şimdi siluetine
Tarihim bile kalmadı
Ben artık lanetliyim
Sırtını döndüğün aşk
Neler katıyor nefretine
Sana doyamayan sevdam
Kimseyi doyuramaz
Ömrümü bahse koydum
Bir daha bu yüreğe
Hiç kimse buyuramaz
Gözüm gibi bakıyorum
İskeletime
Hakkı YALÇIN