Bir beyefendi, bir müzik klasiği.
Hayatımda en çok etkilendiğim şarkının sahibi. "Bir Aşk Hikayesi"
Siyah beyaz film gibi biraz.
Ufkunda sevginin sınırı olmadı hiç.
Islığına rüzgar bile dokunsa şarkılar çıkardı yüreğinden. "İpekböceği gibi ördüğün kozanın içinde öleceksin" demişti.
Şarkılarının cennetinde öldü.
Kendisiyle birlikte onurlu bir mücadele veren eşi İpek'in kollarında.
Şarkılarını her zaman yolu sevgiden geçenlere okudu da, çilesini de kendi kalbinde dokudu.
Bir söyleşimde unutamadığım sözüydü. "İçimde iki Kayahan vardı, birini ziyan ettim diğerini meşhur ettim."
İlk teşhis 4 Ekim 1990 yılında konmuştu.
1995 yılında "bir şeyin yok dediler.
İkinci teşhis 2000 yılında yine 4 Ekim.
O yıllarda yazdığı bir şarkı var. "Gülüm Ömrüm Ne Kadar?"
Aslında "Doktor ömrüm ne kadar diye yazmalıydım" diye yaptığı espriyi hatırlıyorum.
Bir söyleşimde "Vedaları hangi renk kalemle yazarsın?" diye sormuştum. "İspirtolu kalemle" demişti. "Çabuk uçuyor."
Kaleme ihtiyacın yok usta!
Sen yine yüreğinle, ruhunla yaz.
Şimdi güneşin denizde söndüğü saatlerde, kağıttan kayıklarınla cennetteki çocukları gezintiye çıkaracaksın biliyorum. Yeni bir aşk hikayesinde.
Siyah beyaz film gibi biraz.