Bundan 3 yıl önce işleri krize giriyor ve 500 çalışanı karşısına alıp açıklama yapmak gereği duyuyor.
"Kusura bakmayın arkadaşlar" diyor. "İçinizden 50 çalışanı işten çıkarmak zorundayım."
Bir hüzün yumağı.
Listeler açıklanıyor ve 50 kişinin işten çıkarılma işlemlerine başlandığının ertesi günü bir çalışan patronunun yanına geliyor. "Eşim özel hastanede ameliyat oldu, borcumun iki taksiti kaldı. Sizden beni 2 ay daha çalıştırmanızı istiyorum. Ondan sonra beni rahatça işten çıkartabilirsiniz."
İşçi odadan çıkıyor, patronun gözleri dolu.
Genzinde insanlığın yutkunması.
Müdürlerini çağırıyor odaya, "Biz ne yapıyoruz" diyor.
İlmiği kendi boynuna uzatmayı öneriyor.
Yükü omuzlayıp bütün çıkışları durduruyor, işçilerinden özür diliyor.
Uçurumdaki boşluğu emekle ve işçilerin güzel dilekleriyle dolduran zaman, Bursalı tekstilcinin lehine işliyor.
Erdemli bir mücadelenin sonunda, 500 kişilik çalışkan aile tablosu krizi aşmanın ta kendisi oluyor.
Şimdi işler yolunda.
İyilik her zaman servetten daha çok itibar sağlar.
O adamın zenginliğini çalışanları da merak etmiyor.
Ama iyiliğinden hiçbiri şüphe etmiyor.
Bu meseleden çıkan sonuç.
Bir insanın elinden işini alırsanız, onun hayatını alırsınız.
Bir insanın çaresizliğine ilaç olursanız, ona hayat verirsiniz.
Çünkü her evin bir hikayesi vardır, her insanın bir romanı.
Çalışanlarının gözlerindeki teşekkürü görebilen o tekstilcinin de çoğul bir adı var artık.
"İyiliksever..."
* * *
ZATEN YARAMAZDI!
Üzerine düşen lavabo nedeniyle okulda ölen 6 yaşındaki Efe için Milli Eğitim Bakanlığı, okul müdürünü masum bulup, mahkemedeki savunmasında 6 yaşındaki bir çocuğun ölümünün sebebini; çocuğun yaramaz hallerinde aramıştı.
3.5 yıldır süren davada bilirkişi raporu çıkınca, gerçekler de su yüzüne çıktı.
Raporda, taşeron firma, ihaleyi alan yetkili, okul müdürü ve Efe'yi tuvalete yalnız gönderen öğretmen kusurlu bulundu.
Şimdi yetkililerin ne yapacağına geldi sıra.
Kendinden olanı koruyan sistem, 6 yaşındaki çocuğun ölümünü yine "yaramazlıkla" geçiştirecek mi acaba?
* * *
Yıpranmak paslanmaktan iyidir.
* * *
Bir şehrin valisi bile kullandığı dili bilmiyorsa. O ülkenin insanlarını hoşgörün!
* * *
5 Ekim 2013
Mutluluk takvimi
Pencere önündeki çiçekleri sula.
Adına ağaç dik.
Bisiklete bin.
Candan tokalaş.
Anılarını yaz.* * *
Üzerimdeki gömleğin
İçi de hasret dışı da
Yüreğimdeki sevginin
Yazı da aynı kışı da
Ne zaman bahsin geçse
Yanan canım dile gelir
İçin için ağlamayı
Sevenler iyi bilir
Aşık olan ağlar
Elinde değil
Vefasız bir aşkın
Ahiretinde
Doğarken öğrendik
Biz ağlamayı
Hepimiz insanız
Nihayetinde
Hakkı YALÇIN