Güiza'nın ölü vuruşunun rakibe çarpmasıyla gelen son dakika golü ve hayata tutunuş.
***
Farklı yenilginin ateşiyle, harlı bir mücadele bekliyordum Bursa'dan.
Bir yanı telaşlı, öte yanı her riski göze alan saldırı planı.
İlk çeyrekte, Fenerbahçe'nin 3 pozisyonu var. Bunların adına sefalet seferleri diyelim.
Maç 4.dakikada biterdi ama Gökhan Gönül kendi pişirdi, kendi yedi.
Ardından Gökhan Ünal'ın beceriksizliği gidişatı değiştirdi ve Iglesias'ın golünü izledik.
Sonra da Ivankov'un penaltı golü.
Bu golden sonraki yorumum; "Bursa'da ihtilalin ilk perdesi açıldı."
***
Bu dakikalarda Fenerbahçe'ye baktım. Defans dağınık, mevziler düşmüş.
Hele Bilica "canlı bomba!"
Orta alan dilsiz ve iki pas yapacak halde değil. Güiza ve Gökhan Ünal ikilisi, katlanılamaz ikili olarak gezintide.
Sahada yürüyen takıma bakıp, "Fenerbahçe intihara mı koşuyor?" dedim.
***
İkinci yarının bol taktikli hesaplaşmalarla dolu olacağı belliydi.
Daum'un Emre Belözoğlu kozu, Fenerbahçe'nin oyuna ağırlığını koymasının sebebiydi.
Ama Emre'nin atağa kalkarken, kaptırdığı top, ihtilalin ikinci perdesini araladı ve Turgay'dan üçüncü gol.
Fenerbahçe cephesinden bakarsak, "Kimsenin gülmediği bir şaka gibi!"
***
Sonraki dakikalarda, Alex'in can simidi olarak, Sercan Yıldırım'ın da mucizenin işaret fişeği olarak sahaya sürülmelerini izledik.
Kritik pozisyonlar yine Fenerbahçe kalesi önündeydi.
Yaratıcılık beklenen adamların, malulen emekli pozlarından kurtulamadığını, buna karşılık Bursa'da İbrahim, Ali Tandoğan ve kaleci Ivankov'un harika oynadığını belirtmeliyiz.
Ama talih her zaman hak edenin yanında olmuyor. Sonuç olarak Bursasporlu futbolcular, "ele geçirilmiş bir turun" tarifini yaparken, talihi ve hakemleri hesaba katmamışlardı.
Fenerbahçe'ye gelince...
Hak etmediklerini aldılar.
Ve hayati adamları olmadığı zaman, "biçare bir futbol takımından" öteye gidemediklerini cümlemize gösterdiler.