Aslında bu konuda tepki göstermesi gerekenin Başbakan Tayyip Erdoğan değil, sanata yön verenler olması gerekirdi.
Ama bu ülkede televizyon sömürüsünün ve tarihi saptırmanın her hali hak sayılıyor.
Muhteşem Süleyman, tarihi olaylardan senaryolaştırılmış bir dizi değil.
Saptırılan tarihin, toplumun zaaflarının hesaba katılmasıyla oluşturulmuş ticari bir senaryodur.
Ama bu ülkenin tek sorunu da Muhteşem Süleyman değil.
Toplumun yozlaştırılmasında, zehirden beter televizyon dizileri var.
Gençlerin kanını emen yarışma programları var!
Umutları talan edilen gençler sirk hayvanı sanki.
Jürinin şuh kahkahaları arasında.
Her daim takviye yapılıyor ahlaksızlıklara.
Yayıncılığın öznesi de para, cümlesi de.
İhtirasla at koşturulan bir meydan olmuş televizyonlar.
Çocuklarımız bu televizyonların elinde güvencede öyle mi?
Bunlara Amerikan tarzı yayıncılık deniyor.
Her yolu açık.
Nakit duyguların safında sıklaşırken hayat.
Her şey yakışıyor onların taklalarına. "Mademki" diyorum "Amerikan tarzı yayıncılık!"
Öyleyse Sam Amcaları renkli ipler taksın kuklalarına!
Bu ülkede darbe tarihi kapandı.
Ama televizyonlar, ülkemizin gördüğü en büyük darbedir.
Üstelik yasallaşmış haliyle, her gün bir şeylerimizi öldürürken!