Ben de politikacıya aynen şöyle derim. "Bana adaletten bahsetme, göster!"
İşte, yüreğindeki adaleti her biçimde dışa vuran ve düşünce ayrımı yapmadan bunu başarabilen ender politikacılardan biridir Ertuğrul Günay.
İnsanları otel odalarında diri diri yakanlara, iktidar partisi içinde, onun kadar net tepki gösteren başka birini göremedim.
12 Eylül konusunda, Ertuğrul Günay kadar demokratik düşüncenin önünü açan, ama düşüncelerini bir o kadar zarif biçimde dile getiren başka bir politikacı da yoktu.
Son olarak, sanata saldıranların önünde cesaretle duran tek kişiydi.
Heykel gibiydi.
Ertuğrul Günay, yakılmış kitapları da biliyor, saklanan resimleri de.
İlahileri de biliyor, caz müziğini de.
Hayatın anlamının, kendisi gibi düşünmeyenlere de saygılı olmaktan geçtiğini bildiği gibi.
Ertuğrul Günay, Türk'ü, Kürt'ü, Ermeni'yi de seviyor.
Rum'u, Arap'ı, Çerkez'i de.
Allah'ın bütün çocuklarını sevdiği gibi.
Geçmişte ne kadar yaralı olsa da, insanlar için her zaman geleceğe doğru bir yol vardır.
Geleceğe yürüyen bu yürekli adama ben "politikanın ozanı" diyorum.
Bence onun tek eksiği...
Demokrasinin hadım edildiği bir ülkede, dokunulmazlığın kaldırılması yönünde, gerçek demokrasi devrimine eşlik etmemesidir.
Çünkü dokunulmazlık, ülkemizin ayıbıdır.
Madımak gibi, 12 Eylül gibi.
Demokrasinin ipek yolunda yürümek, bu ülke insanının hakkıdır.
Anasının ak sütü gibi.