BULUTLAR bile deniz kokardı. Adalardan kalkan sabah vapurlarında bir keyfi vardı simitle çayın. Sabahın gözlerini içerken, umudu katık etmek gibi.
Vapur yolculuğu düş kırıklığına bile iyi gelirdi. O zamanlar mutlu sabahları vardı İstanbul'un. İnsanlar sabahlarına "günaydın" kelimesinden yola çıkardı. Şimdi umutsuz yüzlerden düşen bin parça!
***
Peynir temizdi, gramajından çalınmayan ekmek temizdi, kutsallığı vardı alın terinin. İnsanlar vapurlarda ellerinde tuttukları gazeteleri karşısındaki insanların okuduğunu düşünüp, dakikalarca sayfayı çevirmezdi. Nefsi terbiye edilmiş gazeteciler çoktu, hepsi kıt kanaat yaşardı, çoğu parasız yatılı öğrenciler gibi. Kara paralı hırbolar mevsimi başlamamıştı daha!
***
Martılara hayrandık da simitlerimizi onlarla bölüşürdük. Hiç yanlış hamlelerini görmedik. Hepsi doğuştan şair. Ustalıksa ustalık, cesaretse cesaret! Belki de onların şiir kitapları basılmalıydı. Çünkü bu şehirde eskimeyen tek gerçektir martılar. Değişmeyen tek duruş onların. Hala beyazlar hala yürekli.
***
Ada sahillerinde ömürlük aşklar sergisi vardı. Yaz akşamlarında şarkılar söylenirdi vapurlarda.
Sevmediği şarkılar da söylense diğer yolcular sesini çıkarmazdı. Bunun adı hoşgörüydü. Sadece sevgilerini değil saygıların hatırasını da saklayanlarla doluydu şehir.
***
Şarkılarını kıyılarda bıraktı o insanlar. Hoşgörü eski bir masal artık. Şimdi kutuplar var yüreklerde.
Bir gözün öbür göze düşman edildiği bir zaman tünelindeyiz. Bizler bu ülkede tahammül duygusunu kaybettik. Eleştirildiği için değil daha iyisini yapamadığı için üzülen insanları tükettik. Selam verip almayı el sıkmayı reddettik, hoşgörüyü sıfırladık. Artık konuşurken çamur sıçratmak moda, alttan almak yerine yüksekten bakmak itibar sağlıyor.
***
Şimdi birinin düşüncesi diğerine kanlı bıçaklı bir duruş olarak geri dönüyorsa, gençlerin kötülükle erken tanışması büyük tehlike arz ediyorsa, kötülerin zarları her zaman düşeş geliyorsa, iyi insanlar da başlarına gelecekleri hesaplamalıdır.
Denizi seyrederken boğulmaktan korkanların, dalgalara karşı durması mümkün değildir çünkü.
***
Saflığın korunduğu yıllardan, kire bulaşmanın gurur sayıldığı zamanlara taşındıysak sonuç ortada.
Şiir okuyan yürekli martıların yerini parsayı toplayan leş kargaları aldıysa, fırınlara asılan ekmekler gibi, martılar için can simitleri vapurlara asılsa nafile!
MUTLULUK TAKVİMİ
Aynada yüz jimnastiği yap.
Işıkları kapat geceyi izle.
Yatmadan önce dişini fırçala.
Canımın yarısıydın
Alnımın yazısıydın
Gidişine ağlamıştım
Dönüşüne sevinmedim
Aşk zamanla değişiyor
Ateş söndü kül üşüyor
Bir zamanlar göğsümde
Saplayıp unuttuğu
Hançeri o taşıyor
Biz yalan dünyanın
Yanan kulları
Bir of çeksek dağlar
Yerinde durur
Öyle sevdik diye
Hor görmesinler
Aşkın cennetinde
Yanmaktır gurur
Hakkı YALÇIN
İnsanların kendilerine yaptıkları kasti hatalar alın yazısına dönüşür.
Yalandan kim ölmüş!
Yiğitliğin er meydanı gitti, kalbinden Allah korkusunu çıkartıp şeytani düşlere kucak açanlar için şer meydanları açıldı. Para her şeyi örtüyor artık! Para parayı çeker, mesele "çıkar meselesi" olduğunda haram zenginleri bir şekilde yolunu bulur. Onların yalan hikayelerini dinleyin, neredeyse çoğunun geçmişi sefalet içinde geçmiştir de bir bakarsınız onların körkütük masalları bile ekranlarda "gerçek hikayeden alınmıştır" yalanıyla dizi olur!