Gazetecilik ne ki!
Beden kendi bedenidir, soyunmanın nedenini araştırmak haddimize değil.
Ama yürekli kavgaya soyunmak diye bir tabiri vardır gazeteciliğin.
Onlar tırnaklarıyla duvarları kazımak zorunda.
Soyunarak gündeme oturmakla, ruhuyla ayakta durmak arasındaki tercih, emeğin ve meslek ruhunun tercihidir.
Giyinen kadınların eleştirildiği bir memlekette, soyunan kadınların isimlerinin, gazetelerin birinci sayfalarının sağ üst köşesinde, iri puntolarla yazılması...
Genel yayın müdürlerinin sanata hizmetidir (!!!) Öğretmenlerin isimlerinin gazetelerde okunaksız yazılması ise...
Aynı genel yayın müdürlerinin meslek hezimetidir.
Bir ideal uğruna soyunmakla, popüler olmanın getirisine soyunmak arasında fark vardır.
Adına manken denen kadınların altına lüks otomobiller çekip villalar aldığı ve televizyon dizilerinde kutsal inek muamelesi gördüğü bir memlekette...
Soyunarak şöhrete kavuşmak bir anlıktır.
Yürekli kadınların, böylesine davetkar bir düzende, kolay kazançtan ve şöhretten elini eteğini çekmesi...
Sapına kadar kadınlıktır.
Ne utançtır ki, popüler olma özlemi, ülkeyi ele geçirmiştir.
Bazen bedenler, bazen de çırılçıplak cümleler yüzüyor, gazetecilik denizinde.
Şöhretin kamçısına erotik düşlerle eşlik etmenin dayanılmaz hafifliği para ediyor.
Gerektiğinde kariyer sağlıyor.
Gazeteci olanına da, mankene de...
O yüzden erotik erozyon, gazeteciliğin yeni kazancıdır. Hayırlı işler!
Bazen kadınlara söylenebilecek anlamlı sözcükler de vardır.
"Senin bedenini değil, ruhunu istiyorum.
Çünkü sen ruhsuz bir hiçsin!"