* * *
Kağıt üzerinde dengelerin bozuk olduğu ortadayken, sahanın içinde dengeleri kendi lehine bozan bir Diyarbakırspor izledim ilk yarıda. Bursa maçının gizli müfrezesi defansın, bu maçta önünü kesen düşünce, Ziya Doğan'da mevcuttu. Hele maçın 8. dakikasında Bebbe'nin vuruşunda direkten dönen top, atağa kalkarken yakalanan Fenerbahçe'yi, tedirgin etmeye yetti. O yüzden Fenerbahçe'nin rakip kale önündeki heyecanlı enstantaneleri, ilk yarının son dakikalarına sığdı.
* * *
Fenerbahçe maça hakim gözükürken, gözükmeyen adamlarla doluydu. Santos, Baroni, Mehmet Topuz... Zeminin sakatladığı Özer'i de gördükten sonra, Alex'in bu zeminde işinin daha da zorlaşacağını düşündüm. Fenerbahçe'de en çok koşan adamın Gökhan Gönül olduğunu ama onun karşısında da, kendisinden daha çok koşan Celalettin olduğunu not ettim.
* * *
İkinci yarıda dişe diş bir mücadele izledik. Fenerbahçe adına "olmayınca olmuyor" pozisyonlarını. Diyarbakır adına, terinin damlasına kadar mücadele etmenin fotoğraflarını. Fenerbahçe'de öne çıkan yoktu. Ama Diyarbakır'da en çok Erdinç ve Barış'ı beğendim. Gecenin can damarları onlardı. Ayman'ın attığı bir gol var ki... Hem görüntü açısından, hem ligin kaderi açısından muhteşem bir gol.
* * *
Sahada berbat bir hakem vardı. Hükümsüz, itibarsız bir Koray Gençerler. Bilica'nın hakkı kırmızı kart. Abbas'ın Güiza'ya yaptığı hareket kesin penaltı.Tek doğrusu, Mehmet Topuz'a gösterdiği kırmızı kart.
Sonuç olarak... Şükrü Saracoğlu, Diyarbakırspor için "can tarlasıydı" ve bu tarladan istediklerini aldılar. Alın teri, mücadele ve taktik zenginlik, onlara bu hakkı tanıdı.
Fenerbahçe'ye gelince... Bu berbat zeminde, kürekleri aheste çekecekleri, daha çok maç olacak.