FENERBAHÇELİ bir taraftarın birkaç yıl önce gönderdiği mailden aklımda kalan cümle; "en çok sevdiklerimiz bazen en çok yaralayandır bizleri." Bu sezon da öyle oldu. Fenerbahçe formasıyla taraftarın ciğerini yakmayı alışkanlık haline getirenlere Mourinho ve saz arkadaşları da eklendi.
Mourinho'ya sorsak, "bu sezon İstanbul'da neden bir derbi bile kazanamadınız?" Verilecek cevap aşağı yukarı belli; "insanlara tepeden bakmakla o kadar meşguldüm ki, fırsat bulamadım." Bu adama bir yönetici bile, "tribüne oynamayı bırak, sen takımına futbol oynatmaya bak" demediyse, sükseli bir etiketin ödettiği bedeller de pahalı olur. Ali Koç için imza toplayanların, Mourinho'nun eşyalarını toplamasına yardımcısı olması da daha anlamlı olur.
***
İki teknik adam arasında çok büyük farklar vardı. Okan Buruk, takımına sadakat aşıladı, kulübedeki yetersizliğe aldırmadan kazanma ruhunun anlamından sapmayan inançlı bir takım üretti.
Zeka ve yaratıcılık ondaydı.
Futbolcularının her biçimde arkasında durdu.
Mourinho geçmişteki etiketini filme alan züppe bir başrol oyuncusu gibi durdu.
Geçen sezonun en değerli adamı İrfan Can Kahveci ve Maximin gibi çok önemli adamları kulübede köreltti ve sezon boyunca sızlandı.
Okan Buruk, Abdülkerim ve Sanchez ikilisiyle harika bir savunma biçimi üretti, Her maçta savunma kurgusuyla oynayan Mourinho, Çağlar Söyüncü gibi basiretsiz bir adamın hatalarını seyretti.
Osimhen gibi "maden yatağıyla En-Nesyri gibi "yer yatağı" arasındaki farkı anlatmaya da gerek yok, polemik yaratmakla takım yaratmak arasındaki farkı anlatmaya da.
***
Sonuç olarak, bu hafta sonunda Galatasaray beşinci yıldızını alacak, alkışların Aslan payı da Osimhen ve Okan Buruk'a ait olacak.
Mourinho'ya gelince, çocukluğumuzdaki tekerleme meseleye cuk oturur. "uç uç böceğim annen sana yara bandı alacak!"