Ergün Diler

ERGÜN DİLER

Tarihi 14 Nisan 2023

Savaş ve para

FRANSA Cumhurbaşkanı Macron'un Çin'e gitmesi, "Dolardan da ABD'den de kurtulmak istiyoruz. Kendi kararlarımızı kendimiz vermek istiyoruz. Manda değiliz..." açıklaması KÜRESEL MÜCADELEYİ hiç olmadığı kadar körükledi. ABD eski Başkanı Trump da FOX'a çıkıp ortalığı toza dumana kattı. Peki neler oluyordu? Kim nereye gidiyordu? Dolar çöküyor muydu? Türkiye nerede yer alacak, hangi pozisyonda olacaktı? ABD dünyanın en fazla borcuna sahip ülkesiydi. Rakamlar ortada. Mesela 2019'da okuduğum ve bir kenara not ettiğim yazıda şunlar yer alıyordu... "ABD hükümeti geçen yıl 3.3 trilyon dolar vergi topladı, ancak 4.1 trilyon dolar harcadı. Sadece masrafları karşılamak için 779 milyar dolar borç almak zorunda kaldı. Ulusal borç 1.2 trilyon dolardan fazla artarak 21.5 trilyon dolara yükseldi. Ve bu borcun net faizi 371 milyar doları buldu. Kongre Bütçe Ofisi, Amerika'nın 10 yıl içinde ulusal savunmadan çok faize harcayacağını tahmin ediyor..." Düşünün bu yazının üzerinden 4 yıl geçti. Rakamlar daha da yukarı çıktı. ABD yıllardır bu durumda. Gücü de bunu yönetmesinden gelmekte. ABD kendi borçlu. Net. Dünyanın borcunun da yaklaşık yüzde 50'si DOLAR cinsinden. Uluslararası ticaretin de... Döviz rezervlerinin de yaklaşık yüzde 60'ı dolar... Dolar'a talep olunca, ABD Hazine bonolarına tahvillerine talep olunca, ABD egemenliğini sürdürüyor. ABD doları her zaman bir rezerv para birimi değildi. Birinci Dünya Savaşı'ndan önce, İngiliz sterlini baskın para birimiydi. DOLAR Amerika sınırları dışında neredeyse hiç kullanılmıyordu.

İngiliz Poundu ALTINA ENDEKSLİYDİ ve rezerv paraydı. Bir önceki yüzyılda ise Fransa bu konumda bulunmaktaydı. Büyük kırılmalar, savaşlar egemenliğin el değiştirmesine yol açtı. Birinci Dünya Savaşı başlayınca devletler harcamalarını karşılayabilmek için ALTIN STARDARDINI terk etti. Merkezileşen ABD finans gücü de, bunu dünyaya yaymaya başladı. 1919'da İngiltere dayanamadı, DOLAR da yükselişe geçti, ilk sırada kendine yer buldu. Doların dünyanın rezerv para birimi olarak konumu, İkinci Dünya Savaşı sırasında güçlendi. Amerika, altın karşılığında müttefik güçlere silah, malzeme ve diğer malları sattı. Savaşın sonunda, ABD dünya altın rezervlerinin çoğuna sahipti. Bretton Woods'ta DOLAR'ın egemenliği herkes tarafından tanındı... İkinci Dünya Savaşı ertesinde dünya borcunun yüzde 90'ından fazlası dolar cinsindendi. Ancak 1970'lerin başındaki ekonomik gerileme, ulusların doların istikrarına olan inançlarını kaybetmelerine neden oldu. Böylece rezervde tuttukları dolarlar için altın talep etmeye başladılar. Başkan Richard Nixon, Amerikan altın rezervlerinin tükenmesini izlemek yerine "OYUN BİTTİ. DOLAR DOLARDIR, ALTIN DA ALTIN. ARADA BAĞ kalmadı. PARA BİZİM, İSTEDİĞİMİZ GİBİ BASARIZ" dedi. Zaten Çin'e gidip orada uyanışın başlatılması da aynı zaman diliminde oluyordu. Tabi bir de SUUDİLER ile yapılan anlaşma vardı. Suudi Arabistan petrol ticaretini sadece DOLAR ile yapacak, ABD de onları sonsuza kadar koruyacaktı... Bu anlaşma da devreye girince DOLAR ALTIN'a bağlı olmadan da yoluna devam etti. Petrol DOLAR'ı uçuruyordu yani. Sık sık yazdığım gibi ABD'nin gerçek rakibi AVRUPA BİRLİĞİ'ydi. Bunu DOLAR ve EURO arasındaki savaş gibi de okumak pekala mümkündü. Rusya'nın Ukrayna'ya girmesi de, İngiltere'nin Brexit ile AB'ye veda etmesi de aynı paydada olan hamlelerdi. AVRUPA'da Macron dışında da ABD ile kopuş isteyen pek çok lider vardı. Onlar da EURO'NUN REZERV PARA OLMASININ HAYALİNİ KURUYORDU. Ancak son 10 yıla bakın! Avrupa'daki terör saldırılarına bir göz atın. Paris'i, Nice'i, Berlin'i, Brüksel'i, Londra'yı hatırlayın. Kan gövdeyi götürdü. Ayaklanmalar çıktı. Huzur kalmadı. Bir irade "EURO güçlenmesin" diye "REZERV PARA olamasın" diye AB'yi bölmek istiyordu. İçten içe yaşanan çatışma buydu. Çin, ASYA'dan gelmek istiyor, YUAN ile tahta kurulmak amacı taşıyordu. Bunun için de var güçleriyle asılıyorlardı. Ancak önlerindeki engel ŞEFFAFLIKTI. Tökezlemeleri bu nedenleydi. Bunu gören İngiliz politik iktisatçı Mark Blyth, New York Times'a "Doların alternatifi yok... ABD'ye şaşırtıcı yapısal güç veren dolara sıkışıp kaldık" diyordu. Her şeyin bir sonu olduğu da bir gerçekti... PARA ve EGEMENLİK arasında SAVAŞLARLA, KRİZLERLE örülen bir ilişki vardı. ABD'nin borcu giderek artıyor, ancak DOLAR'ın yerine oturacak PARA da kendini bir türlü gösteremiyordu. Merkez bankaları, DOLAR'dan yavaş yavaş kaçsa da bu tam olarak netlik kazanamıyordu. Ayrıca DOLAR'ın değer kaybından en az kaybedecek olan da ABD'ydi. DOLAR'ın çökmesi demek, ABD tahvillerini bonolarını satın alanların ellerinde çöp bulması demekti! DOLAR kana karışmış zehir gibiydi. Herkes şikayet ediyor, kimse sırtını dönemiyordu. Fakat bu böyle gitmeyecekti. Gidemeyecekti. ABD ya devir teslimle egemenliğinin bir bölümünü elden çıkaracaktı ya da kaoslarla savaşla hedef eksenleri karıştıracaktı. DOLAR'ın üzerinde yazan rakama hala tüm DEVLETLER inanmaktaydı. Bu ABD'nin yaşatmaya çalıştığı gücünden geliyordu.

ABD'deki büyük bir ekonomik kriz AVRUPA'yı öne çıkarır, doğru bir merkezi hükümet de atacağı adımlarla EURO'yu, DOLAR'ın yerine taşıyabilirdi. ABD eskisi gibi güçlü değildi belki. Dolar da... Ancak hala sorunlara ABD'den başka çözüm arayan bir güç de ortada yoktu. ABD kesinlikle BORÇ SARMALINDAN kurtulmak isteyecekti. AB ile ÇİN de, rezerv para da ön almak amacıyla hareket edecekti. Bütün aksiyonların altında yatan asıl gerçek bu. Sadece Macron açık net ifade ediyor bunu... ABD'nin borcu yani sistemin devamı ÇİN'den ORTA DOĞU'dan ve JAPONYA'dan gelen para ile dönüyordu. Fox'a konuşan Trump, "Macron benim döneminde Çin'e gidemez bunları söyleyemezdi" dedi. Ve Steve Bannon'u da çok övdü.

Aynı Bannon, 2017'de "Güney Çin Denizi'nde veya Ortadoğu'da, gelecek 5 ya da 10 yıl içerisinde kesinlikle savaşa gireceğiz" dedi. Fransa da, Almanya da, Çin'le bütünleşip PARA üzerinden ABD'yi tasfiye etmek istiyordu. Macron bunu geçtiğimiz hafta değişik bir ifadeyle ilan etti.
Dünya belli ki bir ameliyatla karşı karşıya... PARA'yı ele geçirmek isteyenlerle elde tutmak isteyenler sahada... Büyük oyuncuların hem borçlardan kurtulmak hem de yeni sistemi sıfırdan kurmak gibi bir amaçları var. Bilek güreşi başladı. Bakalım masadan kalkan kim olacak... Türkiye mi? Biz de bu mücadelenin sonunda galip gelenlerle aynı noktada buluşacağız... İzleyelim...