YÖNETMEN:
Yeni Ankara...
Herşey 2000 yılında başladı...
Fidan, BİLKENT'te tezini tamamlamıştı.
Ve tezinde büyük devlet gibi düşünmenin şart olduğunu söylüyordu:
* Türk istihbaratı, dış politikada zayıftır.
* Güçlü bir TEŞKİLAT için ayrı dış istihbarat birimine ihtiyaç vardır.
* İç tehditler yüzünden sadece güvenliğe önem vermek eksik ve yanlıştır.
* Soğuk Savaş dönemindeki cömert istihbarat paylaşımı artık hayaldir.
(MOSSAD'ın canını sıkan da budur)
* PKK için ÖZEL İSTİHBARAT teknikleri vakit geçirmeden kullanılmalıdır.
* Türkiye, çevresiyle çok yakından ilgilenmelidir.
* MİT, Türkler'in yaşadığı her yerde olmalı ve vatandaşına gelen tehditleri bertaraf etmelidir.
* Ekonomik istihbarat her istihbarat kadar önemli olup kendi imkanlarımızla yapılmalıdır.
* Nükleer güç olma yolunda çıkartılan engeller aşılmalıdır.
* Çevre ülkelerde KUŞ uçsa haber alınmalıdır...
MİT Müsteşarı Fidan, artık MOSSAD'ın ilgi alanındaydı.
Daha sonraki aşamalarda da yakından takip edildi.
Ancak Tel Aviv çok sıkıntılıydı.
Çünkü atama gerçekleşmişti.
Haziran 2010'da Başbakan Yardımcısı MOŞE, NETANYAHU'ya Fidan'ı dallı budaklı anlattığı toplantıdan TAARRUZ kararı çıkıyordu...
Yerli-yabancı TV ve gazeteler emri almıştı.
İlk ateş BASINDAN geldi:
* Sönmez Köksal'dan sonra MİT'e ikinci sivil. Ama bu çok farklı...
* MİT'in başına İRAN dostu biri atandı. MİT'in elinde bizi bitirecek kadar SIR var. Artık bize rahat yok.
Artık İsrail, MİT'le yakın olamaz, birlikte çalışamaz.
MİT'in yapısını değiştiriyor.
DUR diyecek yok mu?
Ve daha neler neler.
İsrail hamle yaparken zayıf noktalarını da belli ediyordu.
İSRAİL'İN SIRLARININ MİT'TE oluşu onlar için talihsiz bir çıkıştı.
Kimse "Bu sırlar ne" diye sormazken HAKAN FİDAN bütün dosyalara el koymuştu bile.
Artık Türk istihbaratı kendi kanatları ile uçacaktı.
Bu da MOSSAD'ın çölde susuz dolaşması anlamına geliyordu.
Teşkilatta bazı değişikliklere gidildi. İSTİHBARAT paylaşımına inanan isimler KIZAĞA alındı. "Önce Türkiye" diyenler öne çıkarıldı.
Haliyle eski dostların KİMYASI bozuldu.
Onlar ne olup bittiğini anlayıncaya kadar MİT, Arap Baharı'nda başrol oynadı.
Bu yüzden devrim ateşinin yakıldığı yer olan TUNUS'un yeni hükümeti onay için DOLMABAHÇE'ye gönderildi.
Bir yandan ARAPLAR'ı örgütlerken diğer yandan PKK içine değişik yöntemlerle sızıldı.
Attıkları her adım rapor edildi.
Artık havalanan uçaklar attığını vuruyordu!
Büyükşehirlerde KAMYONLAR içinde tonlarca PATLAYICI yakalanıyordu.
Terör, İHMAL dışında kendini gösteremiyordu.
Bütün bu gelişmeler MİT'i ve Müsteşarı hedef haline getiriyordu...
Öyle ya CIA ve MOSSAD'dan akan bilgiler Türk istihbaratına yetiyordu!
Bölgeyle ilgilenmeye, BÜYÜK DEVLET gibi davranmaya ne gerek vardı!
Hele Plutzerli yazar Seymour Hersh'ün "PKK'yı MOSSAD eğitiyor" sözleri apaçık ortadayken...
MİT finalde, içerideki YARDIMCI OYUNCULARIN ne yapacağını görmek istedi.
Herkes kartını sürdü.
Savcı ve polis haklı olarak önlerine gelen bilgileri değerlendirip görevlerini yaptı.
Belki biz gazetecilerin her gün yaptığı hatalara benzer bir yanılgı içine düşüldü.
Ancak son perdede ÇİRKİN TEZGAH peşinde koşanların hesabı tutmadı.
Devlet kenetlendi.
MİT'e toz kondurulmadı.
YARGI gücünü ve bağımsızlığını gösterdi.
Polis hassasiyetini hissettirdi.
Film biterken verilen mesaj çok netti:
ÖKÜZ ÖLDÜ, ORTAKLIK BİTTİ...
NOT: Hiçbir kusuru olmamasına rağmen süreci iyi yönetemeyen bazı yargı mensupları ile polislere yakında kötü haber var.