CANLI YAYIN
Ergün Diler

ERGÜN DİLER

Son oyun

Eklenme Tarihi 19 Haziran 2012
Dün gazetelerde iki önemli röportaj vardı. Birinde Karayılan'la Kandil'de görüşen Avni Özgürel, diğerinde ise 41 yılını MİT'e veren Cevat Öneş... İkisi de çok ama çok önemli şeyler söylüyordu.
Soluksuz okunacak yazılardı... Ama ben söylenene değil de satır aralarına sıkıştırılmış İFADELERE takıldım.
Çözümün yakın olmasına rağmen iki isim de PUSLU bir virajdan söz ediyordu. Bu satırlarda net olarak görünmese de RUH olarak hissediliyordu!
Bu yüzden ürktüm. Ve filmi başa sarıp izlemeye başladım...
Rahmetli Özal PKK'yı bitirmeden rahat yüzü göremeyeceğini biliyordu.
Elini hep taşın altına soktu. Etrafında GÜVENİLMEZ o kadar çok isim vardı ki SAZI ELİNE ALMAK zorunda kaldı. Öcalan'la bizzat görüştü.
Talabani hep arada oldu. Bazen Talabani posta memuru gibi gidip PKK liderini telefona çağırıyordu! Özal çözümün şimdi Irak Cumhurbaşkanı olan Talabani'den geçtiğini görüyordu.
O zaman da devletin araya soktuğu isimler, Kuzey Irak'la Türkiye arasında MEKİK dokuyordu. Tam çözüm gelecekken, BİNGÖL'de 33 er kurşuna dizildi. Süreç kesildi. Özal inat edince, İÇERİDEKİ DIŞ GÜÇLER düğmeye bastı. İğnesine konulan ZEHİRLE öldürüldü!
İstedikleri olmuştu. PKK canlıydı ve Türkiye'nin kanını emmeye devam ediyordu. Yıllar böyle geçti. Tek şans Özal'dan kalan TECRÜBENİN devlette yaşamasıydı! Erdoğan'a da bu intikal etti. Aklı başında olan herkes PKK durduğu süre devlette bir tek TAŞ BİLE OYNATAMAYACAĞINI biliyordu.
Tarihler 24 NİSAN 2008'i gösterirken, Ankara'da birçok kimsenin ayrıntılarını bilmediği çok önemli bir MGK toplantısı yapıldı. Bu toplantıdan EZBER bozan kararlar çıktı. Özellikle Kara Kuvvetleri Komutanı İLKER BAŞBUĞ, Başbakan Erdoğan'ı çok destekliyordu.
Türkiye, Kuzey Irak'a yanaşacak, kapsayacak, ağabeylik yapacaktı.
Kurul, bu kararda birleşti... Ve yıllar sonra atılan en büyük adım bu oldu.
Zaten İlker Paşa da iki-üç ay sonra Genelkurmay Başkanı oluyordu!
Bu toplantı sonrasında işler RAYINA girdi. Buzlar eridi. 2 yılda oldukça mesafe alınmıştı. Ancak yetmiyordu. Devlet oturup karar verdi.
Bu tarihi karar da 29 Nisan 2010'da yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında alındı. Devlet resmen PKK ile görüşecekti. Hem Erdoğan'ın, hem askerin yani İlker Başbuğ'un bu konuda SINIRSIZ desteği vardı.
Zaten EMRE TANER döneminde el altından görüşmeler başlamıştı bile...
2009'da hatırı sayılır bir temas olmuştu...
HAKAN FİDAN o dönem Erdoğan'ın temsilcisi olarak OSLO'ya gitti. Devletin mesajını PKK'nın ileri gelen isimlerine aktardı. Barış için umut doğmuştu. Devletin bir kanadı böyle zannediyordu. Ancak olan oldu.
GÖRÜŞME masadaki bir KÜRT temsilcinin sayesinde konuşmalar SIZDI. Bir taşla birkaç kuş vurmak istiyorlardı.
Hem Erdoğan, hem FİDAN, zor durumda bırakıldı. Bu da Erdoğan'ın en büyük hayal kırıklığıydı.
Rahmetli Özal bunu çok yaşamıştı...
İş o kadar karışıktı ki, devlet kimin üzerine gideceğini şaşırdı. Soğumaya bırakıldı. Korku çözümü engelliyordu.
Tekrar görüşmeler başladı. Hakan Fidan katıldı mı bilmiyorum ama MİT ve PKK yine bir araya geldi. İki taraf da çözüm istiyordu. Şartlar belliydi. Sorun yoktu. Bölgeye eline sokanlar da boş durmuyordu. Önce SİLVAN'dan kötü haber geldi. 13 askerimiz şehit düştü. Ardında ULUDERE faciası yaşandı. Bütün planlar altüst olmuştu. ÖZAL'ı öldüren güç devredeydi. Çözüm istemiyordu. Atak üstüne atak yapıyordu. Ankara atacağı adımı tartışmaya başlamıştı. Tıpkı Özal'ın döneminde olduğu gibi çatlak sesler yükseldi.
Siyaset gerildi. Devlet ULUDERE'nin yaralarını sarmaya çalışırken, istihbaratın kendisinden gelmediğini anlatmaya çalışan HAKAN FİDAN MİT'in kapılarını basına açtı.
Bu AÇILIM meyvesini verdi!
Bir gün sonra PKK sorununu bitirmek için siyasete destek olan İlker Paşa tutuklanarak SİLİVRİ'ye gönderildi...
O güç yine istediğini almıştı. Hem hükümeti zorda bırakmış hem askeri kışkırtmıştı! Herkes "Ne olacak?" sorusuna cevap ararken, OSLO'da toplantıya katılan Fidan ve görüşmeleri başlatan Emre Taner için de YAKALAMA kararı çıkartıldı!
Birileri devlete meydan okuyordu! Belli ki bir sonraki adım BAŞBAKAN ERDOĞAN'dı... Ankara karıştı.
Kılıçlar çekildi. Artık geri dönüş imkansızdı. MİT'çiler verilmedi.
Erdoğan tüm ağırlığını koydu. Geri adım atmanın BÜYÜK HATA olacağını biliyordu. Hem askeri hem MİT'i koruyordu. Devletteki KENETLENMENİN bozulmaması için çırpınıyordu.
Bütün sancılara rağmen DEVLET sorunu bitirmek için yine masaya gidiyordu. Talabani, Özal döneminde olduğu gibi yine etkiliydi. Her şeye rağmen Kandil'le temas kopmamıştı.
PKK adına hareket eden ve kimden emir aldığı belli olmayan GÜÇ görüşmelerini kesmek için elinden geleni yapıyordu. KANDİL bile olan biten karşısında şaşırıyordu. Hem devlette, hem PKK'da provokasyon korkusu vardı. Bunun da nereden geleceği belli değildi!
Şimdi de durum böyle...
Çözüme gidilirken NEFESLER tutulmuş durumda. Devlet önde görünse de TEHLİKE var. İçeriyi karıştıran GÜÇ, son hamlesini SÜRECİ KESİN OLARAK BİTİRMEK için yapacak!
DİKKAT!...
NOT: Kadere bakın... İlker Başbuğ tutuklanmadan önce, "Terör Örgütlerinin Sonu" adlı bir kitap yazmıştı...