Cumhurbaşkanı olarak görevine başladı.
Zor bir süreç olmuştu.
Ama sonunda Köşk'e çıkmayı başarmıştı.
Devletin içinden geldiği için bir AJANDASI vardı. Aksayan bütün yönleri tespit etmişti kendince. Köşk'te her şeyin daha rahat olacağını düşünüyordu. Akıllı ve sabırlıydı. Öfke kontrolünü de iyi yapıyordu. Ancak en iyi yaptığı şeylerden biri eski DOSTUNUN tavsiyesi üzerine ÖZEL KUVVETLER Komutanlığı yapmış olan Kemal Yamak'a sarılmış olmasıydı. Genel Sekreter olarak göreve başlayan Yamak'tan sonra ikinci bir isim daha Özal'a yaklaşıyordu!
Bu isim MİT'te çok sevilen ancak önü hep kapanan HİRAM ABAS'tı...
Özal Cumhurbaşkanı olup Köşk'e çıktıktan sonra GİZLİ
DEVLETİ öğrendi. Bunu kendisine anlatan iki isim de yanındaydı. MİT'in başındaki isim Teoman Koman tek bir satır bile paylaşmazken, Yamak ve ABAS kendi kanallarından aldıkları bilgileri Özal'a iletiyordu. Özal'ın yalnızlığını bu iki isim kırıyordu!
Zaten Özal Bosna Savaşı'nda gerçeği görmüştü!
BOŞNAKLAR'a yardım için bir gece KOMUTANLARI çağırıp "Nasıl yaparsak yapalım, Boşnaklar'a yardım götürelim.
Hiç zaman kaybına tahammülüm yok" diye emir vermişti! Ancak Köşk'e gelen komutanlar konuya o kadar ilgisizdi ki, masa üstündeki haritada BOSNA'nın yerini bile gösteremiyordu!
Yamak ve Abas da her hayal kırıklığında ESKİ MASAYI anlatıp "efendim kimseye güvenemeyiz" diyordu.
Cumhurbaşkanı olalı yaklaşık bir yıl olmuştu. ABD, Saddam'ı bitirip Ortadoğu'da sınırları yeniden belirlemek istiyordu. Bunu da Türkiye'nin yardımı olmadan yapması sakıncalıydı. Özal bunu bir şans olarak gördü. Yerleşik düzen gibi düşünmüyordu. Biçilen rollerin dışına çıkıp Türkiye'nin büyümezse küçüleceğini söylüyordu.
Kafasındaki plandan ne eski Ankara ne de ABD hoşnut değildi!
Yine de bunu Baba Bush ile görüşmek için uçağa atlayıp gitti.
Bush ile baş başa görüşmek istedi. Yanında götürdüğü Dışişleri Bakanı Ali Bozer'i toplantıya almadı! Washington'un sıkıntısını bildiği için hemen konuya girip şartını söyledi: "Irak'ın işgali Ortadoğu'yu iyice karıştırır. Bu durum özellikle bize ve Ortadoğu'daki ülkelere büyük zarar verir. Muhtemel sorunların bertaraf edilebilmesi, Kuzey Irak'taki Kürtlerin güvenliğinin sağlanabilmesi ve PKK terörünün kökünün kazınabilmesi için KERKÜK VE MUSUL'A KADAR OLAN bölge Türk askerinin denetimine verilmelidir" Baba Bush şaşırmıştı. Özal'ın bu kadar kararlı olabileceğini düşünmüyordu. Ne diyeceğini bilemedi. Topu çevirdi. "Kurmaylarımla görüşüp size döneceğim" dedi.
Özal hem PKK'yı bitirmek hem de petrole konmak istiyordu. Bunu da tarihsel bir hak olarak görüyordu. Ancak Özal'a en büyük tepki İÇERİDEN geliyordu. Hem siyaset, hem medya hem asker hem iş dünyası şiddetle karşı çıkıyordu. Kimse büyüyen ve gelişen Türkiye istemiyordu! En çok sıkıntıyı ASKERLER çıkarıyordu. Ne zaman bir ATAK yapsa PKK terörü en çirkin yüzünü gösteriyordu. Kendini KISKACA alınmış gibi hissediyordu. Yamak ve Abas da boş durmuyordu. Özellikle ABAS, 1990'ının ilk yarısında Uğur Mumcu'ya verdiği dosyalarla ortalığı sarsıyordu. Eşref Bitlis ve Uğur Mumcu PKK sorununda aynı çizgideydi.
Mumcu, ABD ve İsrail'in teröre desteğini belgelemişti. Zaten helikopterle düşme tehlikesi atlatan Bitlis Paşa, ABD'ye hiç sıcak bakmıyordu.
Çocukluk arkadaşı olan Özal'ı her defasında uyarıyordu.
Cumhurbaşkanı olarak o da "köprüyü geçinceye kadar" ilkesine bağlı kalmaya çalışıyordu! Ancak bunun böyle olmayacağını çok acı bir şekilde öğrendi.
Bush'la yaptığı gizli toplantının dökümü anında ANKARA'ya gelmişti! 25 Eylül 1990'daki buluşmadan bir gün sonra ÖZAL'ın en güvendiği isim HİRAM ABAS, evinin önünde kurşun yağmuruna tutuldu. Haberi alan Özal yıkıldı. İçerideki GİZLİ
DEVLETİN gücünü o zaman gördü.
İçerisi de karışmıştı!
Muhalefetteki Demirel ile İnönü bütün güçleriyle yükleniyordu!
Ağızlarına geleni söylüyorlardı. En büyük darbe ise Özal'ın kendi eliyle yolunu açtığı YILDIRIM AKBULUT'tan geliyordu. Yılların siyasetçisi Ankara'yı YENİ öğreniyordu!
Ama planında ısrar ediyordu.
Musul-Kerkük rüyası vardı. Asker şiddetle karşı çıktı. Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay istifa etti.
İstifayı kabul eden Köşk'ün cevabı şöyleydi: "Komutan masada değil cephede belli olur"
Bu restleşme artarak devam etti.
Asker artık Köşk'ün alım satımına bile karışacak duruma gelmişti.
PKK ile komuta katı büyük sorundu onun için... Kendisi bir şeyler yapmak istiyordu.
TALABANİ'ye gönderdiği adamıyla mesaj ulaştırdı...
Birkaç gün sonra TALABANİ'yi bağlattı. Kısa bir görüşmeden sonra Talabani yanındaki isme telefonu bıraktı. O isim PKK ele başısı Abdullah Öcalan'dı... Telefonda Özal'ı büyük saygıyla dinleyen ÖCALAN her koşula "EVET" dedi. Özal yol alacağını umuyordu.
Umutlanmıştı. Güvendiği isimleri Kuzey Irak'a gönderiyor İMZALARIN atılma aşamasına gelmesi için büyük çaba harcıyordu. Yanlış anlamaların ya da tıkanmanın olduğu yerde yine devreye girip TELEFONLA Öcalan'a ulaşıyordu! Talabani'nin odası santrale dönmüştü! Artık bizzat işin içindeydi!
Ama her konuşma dışarı sızıyordu! Ankara'nın kendi kuralları işliyordu. Birileri de TERÖRÜ bitirmeye çalışan Özal'ı bitirmek için plan yapmaya başlamıştı!
Muammer Aksoy, Bahriye Üçok ve Hiram ABAS'la başlayan ÖLÜM zinciri giderek büyüyordu. Eşref Bitlis, Bahtiyar Aydın ve Cem Ersever vahşice ortadan kaldırılıyordu. İslam karşıtı KİTAP yazma görevi verdikleri TURAN DURSUN da GİZLİ DEVLETİN emri ile tek kurşunla hayata veda ediyordu!
En önemlisi PKK'nın TASFİYESİ konuşulurken 33 er BİNGÖL'de şehit oluyordu...
OYUN BÜYÜKTÜ. Büyük oynayanlar kaybedecekti. Özal'a da bunun faturasını ödettiler...
O döneme tanıklık eden GÖREVLİLER yeminleri gereği konuşmuyor. Onlar konuşmayınca da gerçeklere ulaşmak çok zor oluyor...
Dün Yavuz Donat'ın köşesinde Kaya Toperi'nin "Biz Türkler komploya bayılıyoruz. Özal zehirlendi iddiası da komplo" sözlerini okuyunca, yine YEMİN gereği konuşamadığını düşündüm...
Yoksa "yukarıda saydığım CİNAYETLER de KOMPLO teorisi miydi?" diye sorarlar adama!