Suriye neresi Kenya neresi!
Nedense hiç aklımıza gelmez. Bir türlü sormayız: "Eli kanlı terör örgütünün lideri neden Kandil'e değil de Kenya'ya gitti?"
Bunun cevabını hala çok kişi bilmiyor.
Öyle ya Öcalan lider ise adamlarının yanına gitmesi gerekmez miydi?
Emirlerini Kandil'de ölmeye hazır gençlerin yüzüne bakarak veremez miydi?
Ama gidemedi, yapamadı!
NEDEN?
Bu soruya herkesin bir cevabı olabilir. Ama benimki biraz farklı.
Cevaba geçmeden önce bir olayı hatırlatmakta fayda var...
Öcalan, Kenya'da yakalandıktan sonra yıllarca örgütün AVRUPA'daki sorumlusu ve en güçlü adamı olarak bilinen KANİ YILMAZ kod isimli FAYSAL DUNLAYICI, Osman Öcalan ve Nizamettin Taş ile birlikte hareket etmeye başladı. Kani Yılmaz "Öcalan'a sığınacak bir Avrupa ülkesi bulamadın!" diye örgütün hedefi olmuştu!
Bunun üzerine üç yol arkadaşı PWD'yi yani Yurtsever Demokrat Partisi'ni kurdu. Kani Yılmaz iki arkadaşıyla gemileri yaktı! Öcalan da içerideydi. "Önümde kimse duramaz" diye düşündü.
Hareketi güçlendirip ayağa kaldırmak için faaliyetlere başladı.
Kani Yılmaz bir gün PWD'li üç kişiyi aracına alarak yola çıktı.
Süleymaniye kenti yakınlarında bir benzin istasyonunda yakıt almak için durdu. Bu sırada hala kim olduğu bilinmeyen PWD'lilerden biri "Benim Süleymaniye'de işim var" diyerek otomobilden indi! Yılmaz ve iki arkadaşını taşıyan araç benzinciden 100 metre uzaklaştıktan sonra havaya uçtu.
Öcalan'ın yerine oynayan DUNLAYICI yanarak can verdi.
Araçtan inen o sır isim TEK TUŞLA içeride bıraktığı bombayı patlatmıştı...
Dunlayıcı, örgütün Avurpa'daki en güçlü adamıydı. Derin ilişkilerin tam ortasındaydı. Ancak buna rağmen APO için kalacak bir yer bulamıyordu! Örgüte her türlü desteği veren AVRUPA, liderine bir adres gösteremiyordu! Okuma yazma bilmeyen bir PKK'lı bile bunun olamayacağını çok iyi biliyordu.
DUNLAYICI, Öcalan'a karşı geliştirilen bir projeydi. Londra'yı mesken tutan BARONLAR, örgütü ABD'nin elinden almak için Dunlayıcı'yı Kani Yılmaz ismiyle oyuna sürmüşlerdi.
Hedef, örgütün artık tamamen kendileri için çalışmasını sağlamaktı... Çünkü ORTADOĞU'daki uzun vadeli planlar için PKK başrol oyuncularından biriydi. Bunun için ABD ile BARONLAR kapışıyordu... Ama ikisi de Türkiye'ye hiç durmadan saldıran PKK'nın, MUSUL-KERKÜKSÜLEYMANİYE gibi petrol merkezlerine zarar vermesini istemiyordu!
Bu nedenle PKK oralara hiç inmiyordu!
Baronlar, petrolde ABD'ye bağlı kalmak istemiyor, Washington da PATRONLARIN enerji kartını almak için uğraşıyordu. Savaş sürdükçe PKK serpiliyor, büyüyordu!
Faturayı da bu toprakların çocukları ödüyordu!..
Kandil'e ÖLÜM KORKUSU yüzünden çıkamayan Öcalan, en güvenli yer olarak TÜRKİYE'ye geliyordu.
Asılmamak kaydıyla tabii...
İşte bu tarihten sonra Türkiye'nin içinde değişen YAPI, ABD'nin bir kanadını anlaşmaya zorladı. Daha doğrusu Ankara ile anlaşmaktan başka çareleri kalmamıştı. Çünkü PKK, Öcalan hapisteyken de aralıksız saldırıyordu. PKK'nın patronunun, kim olduğu daha net ortaya çıkmıştı. Bölgede yenilip yok olacaklarına ANKARA'ya yanaşmak en iyi yoldu...
Öyle de oldu...
Daha sonra adım adım BARZANİ öne çıktı. Kürt lider olarak Barzani parladıkça büyük TÜRK patronları Kuzey Irak'a akıyordu. Havaalanları, üniversiteler, başkanlık sarayı, lüks konutlar, yollar, barajlar, hastaneler, cezaevleri, su şebekeleri, kanalizasyonlar, kültür merkezleri yani aklınıza ne geliyorsa hepsi TÜRKLER tarafından yapılıyordu!
PKK Kandil'den saldırırken Türk aklı Kuzey Irak'ı Türkiye'ye bağlıyordu... Bölgedeki 1200 Türk şirketi her türlü hizmeti sağlıyordu... Yani Türkiye kapsama alanını genişletmeye başlamıştı! Her şey ANKARA'nın istediği gibi gidiyordu. Ancak öte tarafta sorun vardı. Barzani "Irak'taki petroller tüm Irak'ındır" ilkesine takılmıştı. Barzani petrolü Türkler'e çıkartıp satabiliyordu.
Ancak PARA doğrudan BAĞDAT'taki hesaba yatıyordu.
Barzani dolayısıyla KÜRTLER yüzde 17 pay alıyordu. Ama merkezi hükümet bunda da topu taca atıyordu. MALİKİ parayı hem zamanında ödemiyor, hem de eksik veriyordu. Barzani de hakkı olan payı bir türlü alamıyordu. Ve bu sorun içten içe giderek büyüyordu.
Dün Barzani'nin bir Fransız dergisine verdiği röportajı okuyunca "eyvah" dedim...
Çünkü Barzani "Suriye'den gelen 15 bin Kürt'ü eğitiyoruz" demişti...
İçeride "AK PARTİ kongresine çağırdığınız adamı gördünüz mü" yaygarası başlayacaktı...
Zaten Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'nin "gücünü" görmezden gelenler KÜRT DEVLETİ'NE yine davetiye çıkaracaktı... Iraklı Kürtler'le Suriyeli Kürtler'i birleştirecekti!
Oysa kongreye gelen Barzani silahı reddetmiş çözüm yeri olarak TBMM'yi göstermişti...
Bunun bir anlamı ve önemi yoktu. Herkes almak istediği mesajı alacaktı...
Barzani'nin 15 bin silahlı adamı BAĞDAT'a karşı hazırlamak istediğini kimse düşünmeyecekti...
Barzani'nin Esad'la değil, Maliki ile sorunu vardı. Ve günün birinde oradaki PASTA paylaşımının daha da tırmanması Kürtlerle, Şiileri karşı karşıya getirecekti!
Böyle bir senaryo hayata geçtiğinde Türkiye yine Kürtler'in KORUYUCUSU olacaktı...
İşte PKK, bunu önlemek için çırpınıyor! Büyüyen Türkiye'nin önünü kesmek için silaha sarılıyor.
Bilerek, isteyerek Kürtler'in geleceğini çalıyor...
Öcalan mı?
O da bir "G" günü için yedekte bekletiliyor... PKK'yı kuran ve bölen olarak tarihe geçmek için...
Oyun karışık ve büyük...
Ama başrolde yine Ankara var...
Zaten yan rol bize yakışmaz...