Veli Küçük'ü çok iyi tanımam. Arif Doğan'ı hiç görmedim.
JİTEM'i de Güneydoğu'da görev yapan alt rütbedeki subaylar kurdu" sözlerini okuyunca şaşırdım dersem yalan söylemiş olurum. Bir dönem MİT'in başındaki isim olan KOMAN Paşa'nın teşkilattan çıkan Ergenekon şemasını bilmemesi de işin en ilginç tarafıydı. Bu yapılanma ile ilgili tek söz bile söylememesi, kimseyi suçlamaması da manidardı!
En çok garibime giden ise 28 Şubat soruşturmasında tutuklanan PAŞA'nın 76 yaşında olmasına rağmen SUSMASIYDI...
Geçtiğimiz günlerde Çevik Bir
Paşa'nın çok yakını olan bir dostumu gördüm. Paşa'nın içeride kendi halinde yaşadığından söz etti. Çamaşırını yıkayıp, namazını kıldığını söyledi.
Hatta seccadeyi kendi götürmüş.
Bunu duymuştum ama götürenin kendisi olduğunu bilmiyordum...
"Nasıl hissediyor kendini" diye sordum...
"Çaresiz" cevabını verdi...
Üzüldüm. 80 yaşına merdiven dayamış insanların demir parmaklıklar ardında olmasına sevinecek değildim. Ama yine de o dönemi hatırlamadan edemedim...
Bu kadar üst rütbeli asker "28 ŞUBAT'ı ne için yaptıklarını" biliyor muydu?
Kime hizmet ettiklerinin farkında mıydı?
Sanmıyorum...
Çünkü 28 Şubat POSTMODERN darbesi tamamen bir PARA OPERASYONUYDU! "Laiklik elden gidiyor", "Şeriat geliyor", "Aydınlar kıtır kıtır kesilecek" gibi sözlerin hiçbir gerçekliği yoktu.
Ama o dönem BASIN yoluyla insanların bunlara inandırılması sağlanmıştı.
Ve biz "BASINA BU GÖREVİ KİM VERDİ?" sorusunu hiç soramadık. Doğal olarak cevabını da bulmadık!
Çünkü ABD-Londra-İstanbul arasındaki NETWORK'ü gazeteler, dergiler, kitaplar yazmıyor, televizyonlar kıyısından bile geçmiyordu. Büyük fotoğrafla tanışamadığımız için de bütün olan üç-beş askere oluyordu.
Kuklacılar BOĞAZ'da sefa sürerken onlar "Cumhuriyeti koruyup kollama adına" hapsi boyluyordu!
Rahmetli Özal bu şeytan üçgeninin İSTANBUL ayağını çok iyi biliyordu. Anadolu Kaplanları kaplan olmadan önce iş yapacak para bulamıyordu. Beyaz Türkler'in sahibi olduğu bankalar da bunlara kapıyı gösteriyordu.
Kendilerinin kurduğu darbe-IMFfaiz sisteminin bozulmasını istemiyorlardı. Özal sadece bu nedenle, büyük baskıya rağmen, banka kurmayı kolaylaştırdı.
Sağlam bir temeli olmadığını bildiği halde Anadolu'nun kalkınması için bu yolu seçti. Zaten Özal'ın bu atağı 28 Şubat'a giden yola döşenen ilk taş anlamına geliyordu.
BARONLAR çok rahatsız olmuştu...
Haliyle Londra ve New York'taki partnerleri de...
Türkiye'de paranın el değiştirmesi ile eğitim sisteminin yeniden kurulması en büyük korkularıydı.
Bu iki enstrümanla 60 yıldır ülkeyi avuçlarına almışlardı...
Anadolu çocuğuna Kur'an-ı Kerim de, para da, iş de yasaktı!
Hele bir de büyük düşünüp PATRON olma hayali kuruyorsa vay haline!
İsrail'in New York'taki güvenilir adamları olan Bernard Lewis, Paul Wolfowitz, Richard Perle, Morton Abramowitz, Alan Makovsky ve Ian Lesser gibi önemli isimler Anadolu'da oluşan tehlikeyi ilk gören insanlardı!
Bunların isteğiyle CIA ve TSK'nın bir kanadı aynı masaya oturdu. Çevik Bir ve İlhan Kılıç gibi paşalar ABD'de "Şeriat'ı nasıl önleriz" toplantıları yaptı!
Çünkü PARANIN el değiştirmemesi gerekiyordu.
Tehlikede hazırdı: ŞERİAT Zaten hiç bilemediğimiz bir sebepten İRAN devamlı Türk aydınlarını katlediyordu. Hiçbir zaman gerçeği göremiyorduk.
Ahmet Taner Kışlalı'nın ailesi hala "Cinayetin arkasında İran var" diyordu...
Alışkanlıklarımızdan bir türlü vazgeçemiyorduk. İnanmaya inanmıştık!
NEYSE...
Özal'ın açtığı yolda yürüyen Anadolu Kaplanları, Türkiye'de işin çok güç olduğunu kısa zamanda gördü. Yaşamak için tek şansları dünyaya açılmaktı...
Öyle de yaptılar. Dünyanın dört bir yanına ticaret yapmak için savruldular. Kısa zamanda bu işin olacağını herkese gösterdiler.
Özellikle ASYA ve AFRİKA pazarlarındaki girişimleri BARONLARI korkuttu!
Önlem gecikmeden alınmalıydı.
İçeride askerin bir kanadı ve BARONLAR elele verip Anadolu sermayesine yüklendi.
Bankalarda ne kadar paraları varsa el konuldu. Çoğu suç işlemiş gibi FİŞLENDİ. Çocukları okullara alınmadı. Alınanlar atıldı.
Abdest alıp namaz kılan birine patronluk verilmiyordu...
Baronlar konseyinin kararı böyleydi!
Tanklarla halk biçildi. Büyük para operasyonları yapıldı.
Bankalar batıyor, içindeki paralar Boğaz'daki yalılarda oturanlara akıyordu.
Dev patronlara hizmet eden büyük akıllar ABD'nin karşısına ÇİN'i çıkardıkları gibi şimdi de Türkiye'deki MİLLİ sermayeyi biçiyordu!
Operasyon başarıyla tamamlandığında Paul Wolfowitz gibi önemli isimler, İstanbul'da şampanyaların su gibi aktığı kutlamalara katılıyordu!
Çünkü BARONLARA çalışan bu AKILLAR "Para buharlaşmaz sadece yer değiştirir" felsefesine inanıyordu...
Onlarca MİLLİ sermayeyi batıran bu kafa Türkiye'de de kesin sonuç almıştı...
Oyun bittiğinde kaybeden sadece Anadolu Kaplanları değildi. Onlar ileriki yıllarda gelip rövanşı büyük bir zaferle alacaktı. Asıl kaybeden postmodern darbeyi yapan Türk askerleriydi!
Türkiye'den milyarca dolar yurtdışına çıkarılırken hiçbirinin cebine 5 kuruş bile girmiyordu!
Kutsal bir görev yapmış, CUMHURİYET'i kurtarmışlardı!
Acı ama gerçek!
Kurmay aklına sahip insanlar nasıl bu oyuna geldi hala anlamış değilim.
Bu kadar saf olduklarına inanasım gelmiyor...