İngiltere'nin merkezi ise her yerdedir" sözleriyle Major'un demek istediğini daha iyi anlamamızı sağladı.
Peki bunları neden hatırlattım?
Gayet basit.
Etrafımızda örülen duvarı daha rahat görebilmek için...
Gerçekten ABD, süper güç olarak bilinse de Londra'nın desteği olmadan çok uzun koşamaz.
Yıllarca böyle oldu. Hep KOALİSYON ortağı olarak gördük onları...
Çünkü İngiltere ordulara ihtiyaç duymadan devletleri uzaktan idare edebilen bir yapıya sahipti. İngiltere'yi "Güneş Batmayan İmparatorluk" yapan maddi ve askeri gücünü destekleyen devlet yapılanmasıdır. Bir ülkeyi KONTROL etmek için kendi dünya görüşünü kabul ettirmeye uğraşmaz. "Ne olursan ol gel, kabulümdür. Nasıl olsa senin değerlerini kendi hedeflerime döndürmeyi bilirim" der.
Gariptir, MİLLİYETÇİ akımlar bile LONDRA'ya uzanır. Onları da bir kalıba sokup yönetirler.
Hiçbir DİNİ inanışa karşı çıkmazlar. Eğer çıkarları bir tarikattan geçiyorsa onu filizlendirip büyütür. Herkesle DOST olabilir. Kimseye arkasına dönmez. Bazı isimlerin, ki Türkiye'de çoktur, önünü açarak ZENGİN olmasını sağlar. Ona hizmet eden kim varsa önü açılır.
Büyük zaferlerin geleceğini gördüğü anda küçük savaşları kaybeder.
Hem de ustalıkla...
Bu yüzden Peyami Safa, Osmanlı ile İngiltere arasındaki mücadeleye değindiği bir makalesinde "Tilki medeniyeti, Aslan medeniyetini mağlup etti" demişti...
Bunları İNGİLİZLER'i kötülemek için değil tanımak adına yazıyorum.
Çünkü buna benzer yolları vaktiyle OSMANLI da yapmıştı. "Büyük gücün büyük akıl" olduğunu bilirseniz mücadeleniz daha da anlamlı olur. En azından hangi yolu kullanacağınızı bilirsiniz...
Mesela Paul Stirling adında genç bir İngiliz araştırmacı bir gün Kayseri'ye geldi.
İstihbaratçı mıydı, değil miydi bilmiyorum. Ama geldi. Görevi SAKAL TUTAN Köyü'nü etüd etmekti... Çok iyi hazırlık yapmıştı. Ne aradığını ahali bilmese de o iyi biliyordu.
O köy TÜRKİYE'yi kapsamlı olarak temsil ettiği için özel olarak seçilmişti. Oradan çıkacak sonuç İngilizler'e FİKİR verecekti.
Stirling köye gelip yerleşti. Bilim adamı kisvesiyle aylarca her deliğe girip çıktı. Tanımadığı gitmediği yer kalmadı. Köy'ün sakinlerinden biri olmuştu adeta... Düğünden cenazeye kadar ne varsa görmüş, notunu almıştı!
Hemen kızmayın, Osmanlı da aynısına yapardı. Fikri altyapıyı hazırlamak için önce din adamlarını gönderirdi.
Neyse...
Stirling dönüş vakti geldiğinde koltuğunun altına koca bir dosya almıştı. Londra'ya vardığında artık İngilizler, Türkler'in aile yapısını, örf-adetlerini ve inançları hakkında her şeyi biliyordu. Operasyon yapılacağı zaman da bu veriler göz önünde tutuluyordu!
ABD hiçbir zaman Londra kadar akıllı olamadı. Teknoloji onlarda olsa da BİLGİ ve AKIL İngilizler'deydi!
Dün İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi David Reddaway "Davutoğlu, Esad sonrası dönem için Faruk El Şara'yı bir aday olarak işaret etti.
İngiltere'nin pozisyonu nedir?" sorusuna şu karşılığı veriyordu: "Emperyal geçmişimizden öğrendiğimiz şöyle bir ders var; artık başka ülkelerin liderlerini seçme işine girmiyoruz. Eğer bir ülkenin mevcut devlet yapısını tamamen tasfiye ederseniz sonrasında büyük sorunlar yaşanıyor. Bu kötü örneklere bakıldığında Suriye'deki mevcut rejimin bazı unsurlarının yeni hükümette devam etmesi söz konusu olabilir.
Ama burada soru, üst kademenin ne kadarının gitmesi gerekeceği.
Katliam kararları alan insanların kalması elbette düşünülemez. Ama bunun ötesine geçip isim telaffuz etmek bizim işimiz değil. Buna Suriye halkı karar verecek."
Yani BÜYÜKELÇİ Türkiye'ye "Siz kim oluyorsunuz da Esad sonrası için adam öneriyorsunuz.
Daha düne kadar bizim çıkarttığımız karışıklarla boğuşuyordunuz. Eski alışkanlıklarınızın geri gelmesine izin vermeyiz.
Osmanlı bitti. Aklınızı başınıza alın" diyordu!
Sayın Büyükelçi haklıydı.
1945'ten sonra Türkiye'yi ABD'ye devretseler de AKILLARI ve ZENGİNLERİ içerideydi.
Bürokrasinin içinde sadık adamları vardı.
Buna güvenerek diplomatik yolla mesajı veriyordu!
Tesadüfe bakın ki dün bir başka gazetede de Amerikalı Henri Barkey konuşuyordu. Neo-
Conlar'ın sesi olan Barkey, "Türkiye, Suriye'ye tek başına müdahale edemez.
Ordusu büyük de olsa tecrübesiz. Ayrıca Suriye'nin hava savunma sistemleri kusursuz" diyordu.
Barkey, Suriye'nin kuzeyinde KÜRT BÖLGESİ oluşmasını da sürpriz olarak görmüyordu...
CIA'nın KÜRT masası sorumlusu Prof. Barkey bunları söylerken, kafalarında kurdukları BÜYÜK KÜRDİSTAN'ın ANAYASASI için gece gündüz çalışıyordu!
Dönelim başa...
Neo-Conlar'la derin İngiltere yine aynı paydada birleşiyordu!
Konu Türkiye olunca hiç şansa bırakmazlardı zaten...
Yine öyle yapıyorlar.
Ankara'yı Suriye ile meşgul etmek istiyorlar. Oysa Türkiye'nin kafasını kaldırıp baktığı yer KUZEY IRAK...
Suriye'nin kuzeyinde kurmak istedikleri Kürt yapısı için harekete geçtikleri an Türkiye onların beklediği gibi soluğu Suriye'de değil, Irak'ta alır...
Bunu hem Maliki, hem İran, hem de uçaklarla silah gönderdikleri Hizbullah biliyor.
Zaten HERONLARI güney sınırımızda boşuna uçmuyor!
Sanırım, kayıtlarda Türkiye'nin ne kadar KARARLI olduğu görülmüştür...
Geçtiğimiz günlerde Bağdat hükümeti "Yahu Türkler'in Kuzey Irak'ta 8 değil tam 18 üssü varmış" diye konuştu.
Hep söylediğim gibi, eski Türkiye gitti!
Yeni demek, sürpriz demek...
Buna alışsanız iyi olacak.
Yoksa işiniz zor...
Bel bağladığınız KÜRT kartı da yakında elinizden uçacak...
Benden söylemesi...