CANLI YAYIN
Ergün Diler

ERGÜN DİLER

Yükselen Grafik

Eklenme Tarihi 15 Ekim 2012
Kendi aramızda konuşurken çok dikkat etmediğimiz bir ayrıntı dün e-posta olarak geldi.
Dünyaya kafa yoran, her şeyi yakından takip eden bir dostum göndermişti... Altına da "İyi bak sen anlarsın" notu düşmüştü.
Anadolu'yu karış karış gezdiği, gitmediği köy kalmadığı için herkesten daha çok söz söyleme hakkını kendinde buluyordu.
Gönderdiği GRAFİĞE iyice baktım. Türkiye'de her zaman halkın peşinden gittiği söylemleri yıl yıl saptamıştı.
Belli ki çok geniş bir araştırmanın ürünüydü.
Dayanamadım, hemen telefona sarıldım. Çünkü kafamda cevap bekleyen sorular vardı. "ALO" der demez ilk soruyu yolladım!
Bu grafik ne anlama geliyor?
1950'den AK Parti'nin iktidara geldiği 2002'ye kadar olan siyasi sonuçları gösteriyor.
Niye 1950 ile başladın?
Türk siyasi hayatını daima "kutsallarımız" belirlemiştir de ondan...
İyi de niye 1950?
Bak Genelkurmay eski Başkanı İsmail Hakkı Karadayı "Türkçe ezan ne güzeldi, okununca herkes ne dediğini anlıyordu, tüylerim ürpererek dinliyordum, anlıyordum, şimdi anlamıyoruz. 'Tanrı uludur' denilince herkes anlıyordu, şimdi kimse anlamıyor. Menderes'in bunu değiştirmesi en önemli hatalarından birisi oldu. Bu doğru değildi" diye konuşmuştu. Menderes "yıllarca Türkçe okunan ezanı" aslına döndürdüğü için hedef olmuştu.
Halka bu sözü verdiği için OY alıp iktidara gelmişti. Yani seçim meydanlarında "kutsallarımıza" dönüş işareti verdiği için önü açılmıştı.
Ezan, müftü, seccade, başörtüsü diye sıralayıp gitmişsin. Ezanı anladım, ya diğerleri?
Menderes'ten sonra sahneye Süleyman Demirel çıktı. "Nurlu ufuklar", "İslamköylü Başbakan" söylemini kullandı. Meydanlara sığmadı. Halkı peşinden sürükledi.
Rahmetli Erbakan bir ara "Bizim 40 milletvekilimiz var" diye çıkışınca Demirel cevap vermekte hiç gecikmedi: "Hoca 40 vekiliyle öğünüyor. Bizim 80 vekilimiz müftü ya da müftü yardımcısı..."
Süleyman bey İslami motifleri ustalıkla kullanmasını bildi. Meydanları dolduran kalabalıklar "Darbecilerden hesap soracak mısınız?" diye tempo tuttuklarında "Gözlerime bakın, gözlerime. Ne demek istediğimi anlarsınız" diyordu... Halkı çok iyi bildikleri halde, halkla gelip halka rağmen işlere imza atılıyordu!
Nasıl yani?
Önce son iki şıkkı da açalım istersen...
Açalım o zaman!
Rahmetli Özal devletin içinden geliyordu. Ama ülkeyi çok iyi tanıyordu. Cemaatlere ilk onun döneminde samimi olarak gidildi. O da zaten önce Başbakanlık'a, daha sonra da KÖŞK'e seccadeyi getiren ilk isim oldu. Cuma namazları, dini sohbetler, cemaatlerle ilişkiler hep onun döneminde rayına oturdu.
Halka yabancı değildi, olmadı da... "Allah'ın verdiği canı Allah'tan başka kimse alamaz" dediği zaman ülke onunla birlikte ağlıyordu.
Geldik son şıkka!
Evet... AK Parti şimdiye kadar sahne alan diğer tüm partilerden farklıydı.
Programında ne varsa onu uyguladı.
Meydanlarda verdiği her sözü tuttu. AK Parti de ülkenin ezici çoğunluğu olan MUHAFAZAKAR insanları arkasına aldı.
Diğerlerinin çözemediği, yanına yaklaşamadığı BAŞÖRTÜSÜ sorununa göğsünü siper etti. Menderes gibi, Demirel gibi, Özal gibi, Erdoğan da yıkıp geçiyordu.
Fark neydi?
Erdoğan hepsinden daha samimi ve daha cesurdu. Halk bunu karşılıksız bırakmıyordu. Rekorları kırarak gidiyor, önüne çıkarılan her engeli aşıyordu. Halk ilk kez onun döneminde verdiği oyun bir işe yaradığını gördü. Hem ülkenin büyüdüğünü hem asalakların temizlendiğini gördü.
Tabii dahası da vardı!
Anlatsana!
Diğer tüm liderler İSLAMİ bir dil kullanmasına rağmen hiçbiri İSRAİL hakkında tek kelime etmiyordu. Yani?
Erdoğan, İngiliz İmparatorluğu'nun gerilerken kurduğu İsrail Devleti'ni bir çıbanbaşı olarak görüyordu.
Meydanlardaki sözüyle yaptıkları hiç ayrı değildi. Filistin'de çocuklar ölürken sessiz kalamıyordu. Bunu da dünyanın her noktasında gösteriyordu.
Peki sence iyi mi yapıyordu?
Erdoğan Türkiye'de siyaseti bir başka noktaya taşıyordu artık.
Neymiş o?
BAŞÖRTÜSÜ sorununu çözdü.
Fişlemelerden demokratik bir ülkeye geçişi hızlandırdı. Zenginleşerek büyüdük. Sıra şimdi başka bir makası kullanmaya geldi.
Tamam ne o işte?
DÜRÜSTLÜK... 10 yıldır devletin her kurumuna AYAR yapıldı. Ama eski alışkanlıklar bir günde bitmiyordu.
2014'ten sonra ŞEFFAF bir ülke göreceğiz. Herkesin derdini söyleyebildiği ve çare bulabildiği bir döneme geçeceğiz.
Unuttum. CHP nerede bu arada?
Sorun da o zaten... 1950'den sonra CHP'nin bütün grafiği aşağı doğru.
Halkla çatıştıkça yok oluyor.
Mukaddeslere sırtını döndükçe eriyor.
2014'ten sonra işleri daha da zor.
İngiltere-İsrail işbirliğini nasıl açıklıyorsun?
Bak istersen bu soruya ben cevap vermeyeyim...
Neden?
Alıntı yaptığım KİŞİ cevaplasın...
İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague bugün (yani dün) "Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki istikrarsızlığın İngiltere ve İsrail için ciddi sonuçları olabilir. İngiltere olarak bölgedeki gelişmeleri dışarıdan izleme lüksümüz yok" dedi... Düne kadar İslami motifler seçim meydanlarının süsüydü.
Şimdi öyle değil. Türkiye asırlardır bayrağını taşıdığı İSLAM'la bölgeye iniyor. Korku bu! Gördüğün gibi tek korkan İsrail değil...
Peki, düşünceni merak ediyorum, BDP Kongresi için ne diyorsun? Öcalan, BARIŞ için en iyi formül.
Ama Avrupa buna izin vermeye yanaşmıyor. Öcalan'ın yakalanması Avrupa'ya atılan en iyi goldü. BDP'nin söylemi tam olarak ne Öcalan'ı ne de Kandil'i kapsıyor... Arada kaldıkları belli. İmralı ayrı, Kandil ayrı... Eğer PKK'nın patronu Öcalan ise DEVLET bu işi çözer. Ama değilse, ki tam olarak değil, birileri araya girip KISA DEVRE yapar...
BDP, hükümete yüklenirken OSLO'daki görüşmelerin nasıl sızdığı konusuna hiç girmiyor...
Çözüm yürek ister.

NOT: William Hague ayrıca, "İsrail-Filistin iki devletli barışçıl çözüm konusunda Birleşmiş Milletler'de girişimlere devam ediyoruz. Bu konuda temel olarak İsrail'in çıkarlarına zarar vermeden bir çözüm yolu bulunmasına gayret ediyoruz" dedi.