İçerideki dengesizlikler AVRUPA'dan tetiklenince EKONOMİ altüst oldu. 5 milyar dolarlık yabancı sermaye IŞIK HIZIYLA kaçtı.
ENFLASYON yüzde 106'yı buldu. 500 binden fazla insan işini kaybetti. 7.5 milyar dolarlık döviz rezervinin yarısı eridi.
Dolar 18 binden 39 bine fırladı. Sanayi durdu. Dükkanlar kapandı...
İşte ülke bu çalkantıyla savrulurken hiçbirimizin haberi olmadan 12 kız dünyaya geldi... Sessizce... Çankaya (2), Kadıköy, Altındağ (2), Osmangazi, Karşıyaka, Bala, Salihli, Bakırköy, Avcılar ve Büyükçekmece'de...
Hepsinin babası ya işçi, ya memurdu... Hiçbiri KODAMAN çocuğu değildi...
Yıllar geçtikçe bu kızlar serpildi, güçlendi... Okulla araları pek yoktu. Ama işin içine TOP girince işler değişiyordu.
O sıralar memleketi adım adım TARAYAN görevliler bu kızları buldu...
Alışık değildik ama devlet yapmıştı... Hepsinin yaşı küçüktü...
Ailelere gidildi... İkna etmek için "Belki kızınız doktor olup reçete yazamaz ancak bize inanırsanız tarih yazabilir" denildi...
Anne-babalar baş başa verip düşündüler...
Aradan bir hafta geçmeden cevap hazırdı:
Tamam KIZLARIMIZ artık sizin...
Yerinde duramayan 12 genç, hemen ANKARA'daki merkeze getirildi. Önce bir eve yerleştirildi. Öyle ya artık ANNE yoktu... Çamaşır, bulaşık, temizlik ellerinden öpüyordu... Hiç sorun olmadı. TAKIM RUHU içinde herkes üstüne düşeni yaptı. Bir yandan Koleje gidiyor bir yandan 2. Lig'de forma giyiyorlardı. Büyüklerle yaptıkları maçlarda bile mağlubiyeti kabul etmiyorlardı. Bu yüzden evde KIRGINLIKLAR yaşanıyordu. Bazen birbirlerine KÜSÜP konuşmadıkları oluyordu. Ama bu çok uzun sürmüyordu. KOLLARINA yazdıkları mesajlar ta o zamandan buzları eritiyordu...
Evdeki uyum hem okula hem de salona yayıldı. Koridorda lambaya, evde çamaşır ipine, yolda tabelaya SMAÇla karşılık veriyorlardı...
İtalyan Hoca MARCO bunları görünce "MAMMA Lİ TURCHİ" tespitini yaptı...
Haklıydı TÜRKLER yola çıkmıştı...
Önce Avrupa'yı salladılar... Manşet oldular... Havaya girdiler...
Bunun faturasını gençlik oyunlarında SIRBİSTAN'a kaybederek ödediler. Şampiyonluk gitmişti. Hiçbirinin ağzını bıçak açmıyordu. Soyunma odasındaki matem gözyaşlarıyla sulanıyordu. Hıçkırık sesi bitecek gibi değildi. Ama ne olduysa hepsi bir anda kenetlenerek ayağa kalkıp haykırdı, tıpkı evdeki gibi: "BİZİ KİMSE YENEMEZ..."
Haklıydılar...
Sıra en büyük kupaya gelmişti... Her zaman olduğu gibi yine elele sahaya çıktılar. EVİ
SALONA TAŞIDILAR. Kimse önlerinde duramadı. Devire devire gittiler. Rekorları alt-üst ettiler... Ne Sırbistan, ne Çin, ne BM onları durduramadı...
Daha önce kimsenin yapamadığını yapıp hem AVRUPA hem DÜNYA ŞAMPİYONU oldular... 73 milyon YILDIZLARI alkışlarken, Damla, Çağla, Kübra, Şeyma, Ceylan, Buket, Aslı, Ece, Sabriye, Ecem, Nursevil ve Dilara tarih yazmalarına izin veren anne babaları için ağlıyordu...
NOT: Kızlar, Başbakan Erdoğan'ın iftarından sonra iki yıl geçirdikleri evi terk ederek baba ocağına döndü...
NOT: Aslında bugün bir başka YILDIZ'ı yazmak istedim. Ancak Bodrum'da KOKTEYL peşinde koştuğu için yakalayamadım... Yok yok... Molotof değil meyve kokteyli canım...