Kimsenin göremediği bir fotoğrafı manşete taşıyıp ÇARPAN etkisi yaratmasını iyi bilirdi...
Dün öğle saatlerinde yabancı ajanslardan gelen bir fotoğrafı gördüğümde benim aklıma ilk gelen şey, "Şu İngilizler'in dostu düşmanı yok, sadece ajandaları var" sözü oldu...
Ortadoğu ayağa kalkmış, binlerce insan meydanlara dolmuş, 13 dakikalık iğrenç filmi protesto için ABD elçiliklerine yürüyordu. Amerikan bayrakları yakılırken o ülkelerde görev yapan diplomatlar canını zor kurtarıyordu. Eylemler bir türlü durmuyor, duracağa da benzemiyordu...
İşte tam bu sırada İngiltere Prensi William ile güzel eşi Kate, Malezya'da cami ziyareti yapıyordu.
Kate, kocasının annesi Diana gibi ilk kez BAŞÖRTÜSÜ takıp, LK Bennett marka ayakkabılarını çıkardı.
Çoraplarıyla Müslümanlar için çok anlamlı olan ASSYAKİRİN Camii'ni gezdi. Eşiyle birlikte yüzlerce soru sordu. Genç çift duruşlarıyla tavırlarıyla ve hiç eksik olmayan gülümsemeleriyle MESAJI net olarak verdiler: Biz ABD gibi düşman değil, dostuz...
Assyakirin Camii, Malezya için çok önemliydi. 12 bin kişilik cami tamamen cemaatin parasıyla yapılmıştı. Devlet bir kuruş bile vermemişti. Halk da istememişti zaten... Yani Ortadoğu'da HALK, Amerikan elçiliklerine yürürken onlar HALK tarafından yapılan en anlamlı yeri ziyaret ediyordu!
Üç semavi dinin temsilcilerini her yıl ağırlayan caminin diğer bir özelliği de dev petrol şirketinin sahibi olduğu PETRONAS Kuleleri'ne bir YOLLA bağlanmasıydı!. Dünyayı yüzyıllarca AKILLA yöneten İngilizler, yine farklarını ortaya koyup "İslam'la petrolü ayrılmaz ikili" olarak gördüklerini ilan ediyordu!
Beyaz Saray'daki yalnız adam Obama da el altından ayaklanmaların çıktığı 9 ülkenin devlet başkanlarına çektiği mesajla "İnterneti kesmezseniz örgütlenmeler daha da artacak. İşin sonu felaket olacak" diyordu.
Obama haklıydı...
Sosyal medyayı kullanarak geldiği için internetin gücünü çok iyi biliyordu. Kendisini köşeye sıkıştırmak isteyenlerin aynı yolu kullandıklarını çok geçmeden görmüştü. İletişimi kesmeliydi.
Ricası ilgiler tarafından hemen yerine getirildi. Ancak sonuç beklendiği gibi olmadı.
Olması da düşünülemezdi.
Çünkü karşıdaki güç bu hamleyi bekliyordu. Önlemini aylar öncesinden almıştı.
Ne mi yapmıştı?
Anlatayım...
Kaddafi'yi köprü altında kıstıran İngilizler Libya'ya girer girmez akıllı direnişçileri seçip eğitime aldı.
Amaç her şartta iletişimi sağlamaktı.
Belirlenen insanlar tespit edildikten sonra belli noktalarda kurslar başladı. Çok basit aletlerle kusursuz işler yapılabileceği öğretiliyordu. Bu kurslar ayaklanmaların olduğu 5 ülkede aynı anda açıldı.
İlk derse gelenlerden bir TENEKE, biraz BAKIR TEL, CIVATA, SOMUN gibi yolda bile bulunacak malzemeler istendi. Uzman İngiliz ajanları, seçtikleri kişilere bu malzemelerden ANTEN yapmayı öğretti.
İsyancılar ceplerindeki telefonları bu ANTENLERLE destekleyince kilometrelerce uzaktaki arkadaşlarına ulaşmayı başardı! Çünkü bu düzenek bir BAZ istasyonunun yapacağından çok daha iyi hizmet veriyordu.
Bu işlerin HOCASI olarak bilinen Bobby Soriano da "Bu antenler vasıtasıyla devletlerin GİZLİ DİNLEMELERİ ve JAMMERLE yapacakları müdahaleler, bir işe yaramaz" diyordu!
Haklıydı. Çünkü bu antenler çok yönlü ve geniş ışın dalgalarının üzerinde değil de çok dar bir hatta ilerliyordu! Yakalanması ve takip edilmesi imkansız gibiydi...
Bu nedenle ABD olayların önüne geçemiyordu. Ve kimse nerede biteceğini bilmiyordu...
Londra merkezli güç yanına Çin'i, Almanya'yı, İsrail'i ve Neo-
Conlar'ı alıp Obama'ya meydan okuyordu.
Bu güç protestocuların iletişimini sağlarken sahibi olduğu İngiltere merkezli gazetelerden ABD'ye sallıyordu. Obama'ya demediklerini bırakmıyorlardı...
Sadece Obama olsa üzerinde durmazdık. Ama yayınların hedefinde asıl Türkiye var.
Israrla Ankara'nın uçaksavar ve füze dahil her türlü silahı
Suriye'deki muhaliflere verdiğini yazıyordu. Bu akış sürerse ESAD daha fazla kalamaz diye de ekliyordu...
Türkiye çıkarına bakıyor, orada büyük devlet gibi hareket ediyordu. Yeni Ankara, çarpışan iki gücün de kendisi olmadan at oynatamayacağını çok iyi biliyordu.
ABD büyükelçiliklerine yapılan baskınlar sürerken İngiliz basını dün akşam bombayı patlattı...
Öldürülen ABD Büyükelçisi Christopher Stevens'ın makamında, Washington'a hizmet edenlerin listesi ortada yoktu.
Birileri gelip almıştı!
Kim aldı, nereye götürdü, kimse bilmiyor...
Ama benim aklıma geçtiğimiz yaz Ataköy'deki 5 yıldızlı otelde ağırlanan LİBYALI direnişçiler geldi. Tatilleri bittikten sonra ülkelerine dönmüştü.
Bizimkilerle arası çok iyiydi. İster misiniz bu belgeler Wikileaks'ten değil de bizim çocuklardan çıksın...
Olmaz olmaz demeyin...