CANLI YAYIN
Ergün Diler
ERGÜN DİLER

İki fotoğraf...

Eklenme Tarihi 17 Eylül 2012
Türkiye'de siyaset yapmak gibi, futbol oynamak gibi, star olmak gibi, gazeteci olmak da çok zordur. Haberin peşinden giderseniz, doğruyu bulmak için çırpınırsınız, perde arkasında yaşanılanları aktarmak için uyumazsınız...
Bazen de önünüze gelen bir fotoğrafa bakıp vicdanınızın sesini dinlersiniz...
Gözyaşı döken acılı eşin, çaresiz kalan ana-babanın, elerini açıp dua eden yavruların feryatlarına tercüman olursunuz... Ölüm, kimsenin elini uzatıp değiştiremeyeceği en büyük gerçektir. Belki bu nedenle cenaze başında susup saygıyla bekleriz. Çünkü ölüm, en büyük vaizdir.
Güneş her sabah doğacakmış gibi didinip dururuz. Peşinden koştuğumuz hayallerin her şeyi yeneceğini düşünürüz. Güç, para, şöhret her kapıyı açar sanırız...
Oysa o acı düştüğü zaman evinize, dünyada olmak istemezsiniz. Yok olmak istersiniz.
En büyük yüzleşmeden firar etmek için her yolu denersiniz...
Ama olmaz... Yapamazsınız...
Ağlayarak, hıçkırarak o yükü sırtlanırsınız.
Canınızı, kanınızı ellerinizle toprağa verirken siz de gitmek istersiniz. Gözyaşlarınız kabrin içine düşerken, büyük veda için son dokunuşu yaparken yıkılırsınız...
Kürekle ilk toprağı attığınızda en büyük darbeyi yüreğinizde hissedersiniz. Kalbiniz paramparça olurken kıyametinizi kimse duymaz... Zaten birazdan herkes uzaklaşır...
Siz de onlara katılırsınız. Canınızı geride bırakıp, küçük adımlarla kaybolursunuz... Artık anılar vardır sizi hayata bağlayan. Tatlı sözler, paylaştığınız sevgiler. Gece uykunuza gelen o tanıdık bakışlar...
Dün Afyonkarahisar'daki şehitlerin cenazeleri ailelerine teslim edilirken, 8 polisin şehit haberi gelirken, BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık da oğlunu toprağa veriyordu.
Acılar virajında birleşiyorduk.
Okunan dualar, başsağlığı dileyen dostlar, gözyaşlarının düştüğü toprak ortaktı... Tabutlarımız gibi...
Göğe yükselen anaların feryadı, son yolculuğuna çıkan gençlere sallanan eller tanıdıktı...
Şehit mühendis Burak Umut Gedik'in ablasının "Bırakın beni kardeşime gideyim" diye haykırışı, oğlunun tabutuna sarılıp bırakmayan annesinin "Ben yandım başka analar yanmasın" diyerek ders vermesi Türkiye'nin yüreğini kanatıyordu...
Kahpe bir pusuda şehit verdiğimiz 8 polisimizin gülen yüzleri düşüyordu ajanslara bir bir... Hepsiyle göz göze geliyordunuz bilgisayar ekranından. Söyleyecek hiçbir şeyiniz yoktu. Sözün bittiği yerdeydiniz. Ateş artık sadece düştüğü yeri yakmıyordu. Ölüm kol geziyordu. Gencecik bedenler toprağa düşerken ne fotoğraflar ne de vedaların bir anlamı vardı.
Hepimiz ellerimizle çocuklarımızı feda ediyorduk...
Ana-babalar, boynu bükük evlatlar kaderleriyle baş başa kalırken hala birbirimizi anlamayı başaramıyorduk!
Bizim için kurulan sahnedeki rollerimizi düşünmeden oynuyorduk.
Senaristin ne istediğine bakmadan, asıl amacın ne olduğunu düşünmeden... Önceki gün Sırrı Sakık'ın acısını manşet yaparken de hiç tereddüt etmedim.
O da bir babaydı.
Oğlu, gözlerinin içine bakarak "Bir daha seni hiç üzmeyeceğim" diyordu...
Gencecik delikanlı kendisini boşluğa bırakırken onun da elinden bir şey gelmiyordu. Türk de olsan Kürt de olsan acı aynı acıydı...
Dün cenazedeki babanın fotoğraflarına dikkatle baktım...
Beyaz mendille gözlerinden akan yaşı durduramıyordu... Çaresizlik etrafını sarmıştı. Ne gidecek bir yeri, ne de hayata bağlayacak geçerli bir sebebi vardı... İmam aynı, dua aynı, cenaze namazımız aynı, inancımız aynıydı...
Ama cemaat farklıydı...
Ne onlar şehit cenazesine gelebiliyor, ne de biz onların ölümüne üzülüyorduk...
Her gün birbirimizden kopuyorduk. İstenileni yapıyorduk. Senaryonun dışına çıkmayı kimse akıl etmiyordu.
Sırrı Sakık'ın söylediği hiçbir sözün, ben de karşılığı olmadı.
Yaptığı siyasete hiç inanmadım.
Savunduğu değerleri samimi bulmadım...
Çoğu kez de kızdım.
Ama dün hiç tanımadığım o acılı babanın yanındaydım.
Bir yakını kaybetmenin ne olduğunu biliyordum.
Gözpınarları kururken dünyanın onun için durduğunu fark ediyordum...
Tıpkı şehit oğlunun peşinden koşan anne gibi, kızkardeş gibi...
Hain pusuya kurban verdiğimiz 8 yiğidin yakınları gibi...
Bunca yıldır ölümler ayıramadıysa bizi bizden, artık zamanı geldi sarılıp helallik istemenin birbirimizden...
Bu kadar kurşun, bu kadar bomba, bu kadar mayın koparamadıysa bizi... "Ölümler birleştirecek" demektir...
Acıya, yüreğinde acısı olanlar meydan okur.
Bence sıra Sırrı Bey de...
Senaryoyu da yönetmeni de elinizin tersiyle itin. Bir ışık yakın.
Çocuklarımızdan daha önemli ne var!
Birlikte öleceğimize birlikte var olalım...
Ne diyor üstad; Kapı kapı, bu yolun her kapısı ölümse, Her kapıda ağlayıp son kapıda gülümse!
Bu ülkenin çocukları gülmeyi herkesten daha çok hak ediyor...
Çünkü gözyaşlarımız da ANADOLU kokuyor...