Babası Ömer Fevzi Paşa'nın oğlu kaymakam Cemil Bey, annesi Nadire Hanım'dır. 1898'de Harp Okulunu'nu, 1901'de ise Harp Akademisi'ni bitirdi.
1903'te Selanik'e 3.
Ordu Komutanlığı'na atandı. Burada Mustafa Kemal'le tanıştı. Ve bu dostluk ölünceye kadar sürdü.
Mustafa Kemal dertlerini ve üzüntülerini satırlara dökerek hep onunla paylaştı. Fikir danıştığı ender kişilerden biriydi.
Çanakkale destanının isimsiz kahramanlarından oldu. Cepheye düzenli ve zamanında asker sevkıyatı yaptığı için savaşın kaderini değiştirdi. Liman Von Sanders'in isteği üzerine Alman İmparatoru tarafından "Birinci Dereceden Demir Haç Madalyası" ile onurlandırıldı.
Zekiydi. Çalışkandı. Devlet adına verilen her görevi başarıyla yerine getiriyordu.
1918'de Azerbaycan'a giderek ilk düzenli orduyu kurdu.
Ancak asıl kahramanlığı Kurtuluş Savaşı'nda ortaya çıktı...
Savaş başladığında DEMİRYOLLARININ başındaki isimdi. Bu görev bizzat Mustafa Kemal tarafından kendisine teklif edildi. 1903'ten beri tüm cephelere asker, silah ve erzak sağlıyordu.
Başarısını en iyi, yakın dostu Mustafa Kemal biliyordu. Bu nedenle elini arkadaşının omzuna atıp "Ben cephelerde ne yapılacağını biliyorum, ama ordumuzun cephelere süratle nasıl sevk edileceğini bilmiyorum. Bunu ancak siz başarabilirsiniz" dedi.
Memleketin kendisinden görev beklediğini biliyordu.
Ancak tek bir şartı vardı:
Kimse işime karışmayacak...
Savaş başladığında harikalar yarattı. Her yere herkesten önce o varıyordu. İstenilen her şey tam zamanında öngörülen noktalara ulaşıyordu. Zaten Büyük Taarruz başladığında Ankara'dan gelen telgraf her şeyi çok açık ortaya koyuyordu: "Bu dakikadan sonra ordumuzun Allah'tan sonra iki en büyük yardımcımız sizsiniz."
Savaş bittiğinde TAKDİRNAME ve İSTİKLAL MADALYASI ile onurlandırıldı.
Daha sonra ATATÜRK tarafından "Her şart altında kendi doğru kararını verebilen, bağımsız kalmayı başarabilen" anlamına gelen soyadı verildi.
Savaştan sonra demiryollarının işletilmesi için yabancılara verilmesine karşı çıktı.
Raylara, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları isimini yazdı. 6 yıl genel müdürlük yaptıktan sonra bakan oldu. İlk kamu müzesini kurdu.
İlk özerklik kavramını ortaya atıp mühendislik okulu İTÜ'yü bu statüye kavuşturdu. Dersleri Türkçe'leştirdi.
Yardımlaşma sandıklarını icat etti.
MİT'in fikir babası oldu...
1939 yılında Fransa'ya Türk Büyükelçisi olarak gitti. Ancak savaş orada da kendisini yalnız bırakmadı. NAZİ işgali altındaki Fransa'da iş bıraktırılan, hesaplarına el konulan ve toplama kamplarına götürülen YAHUDİLER'e sahip çıktı. 20 bin Yahudi'ye Türk Pasaportu verdi.
Pekçok ev ve işyeri için "BİR TÜRK'E AİTTİR" belgesi çıkartıp astırdı. Sayısız Yahudi'yi toplama kamplarından gidip elleriyle çıkardı. Engel olmak isteyenlere ÇANAKKALE'de aldığı Demir Haç Madalyası'nı gösteriyordu.
Yahudi asıllı Fransa eski Başbakanı Leon Blum bile toplama kampındaki oğluna onun sayesinde kavuştu. Avrupa'daki yüzbinlerce Yahudi Auschwitz'e doğru yol alırken, o kurtardığı 20 bin kişiyi hem de Almanya üzerinden AY-YILDIZLI trenle Türkiye'ye gönderiyordu.
Yani BÜYÜKELÇİNİN VAGONLARI Türk olmayanlara Türkiye'de sonsuz hayat hakkı tanıyordu...
Savaştan sonra Fransa Devleti, kahraman büyükelçiye "Birinci dereceden Legion D'Honneur Madalyası" veriyordu...
Hem de eski bir Teşkilat-ı Mahsusa üyesi olduğunu bildiği halde... Yani "Ermeni Soykırımını" yaptığı iddia edilen ekibin bir üyesi Fransa tarafından BÜYÜK ONURLA ödüllendiriliyordu... Fransa'nın gurur duyduğu bu büyükelçi Behiç Erkin'di.
Anlaşılan yumurta topuklu Sarkozy, hem kendi tarihine, hem bizim tarihimize FRANSIZ...
NOT: Atatürk 10. Yıl Marşı'ndaki 'Yurdun her bir tepesinde dumanlar tütüyor' dizesini 'Demirağlarla ördük anayurdu dört baştan' sözleriyle değiştirerek Behiç Erkin'e jest yapmıştır.