Kabul etmek istemesek de bu böyledir! 11 Eylül'de CIA kendi kulelerini vurmadan önce halka gitse ve "Vurmak istiyorum. Ne dersiniz?" diye sorsa aklı başında hiç kimse çıkıp da "Çok iyi düşünmüşsünüz" demezdi! Ya da İstiklal Savaşı'ndan sonra Mustafa Kemal halka dönse ve "Şu devrimleri düşünüyorum. Ve sizin fikriniz nedir?" diye sorsa cevap yine farklı olmazdı!
Devletler cevaplarını bildikleri soruları sormaz, işini yapar!
Hepimiz Kürt meselesi ve PKK konusunda bir şeyler söylüyoruz! Kimi geri çekilmeyi eleştiriyor, kimi "Ne verdik?" diye soruyor. Kimi de "Bu işler çok önceden yapılmalıydı" diyerek sürece desteğini gösteriyor!
Ama asıl önemli olan devletin amacının ne olduğu ve nereye ulaşmak istediğiydi!
Bunun cevabını bulmak için de birçok yoldan ilerleyip yorum yapabiliriz! Ama ben bölgede bunca şey yaşanırken tek bir şeye çok önem verdim!
Patriotlar geldiği an zihnimde bir ışık yandı!
Çünkü bölgenin en güçlü ordusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri buna neden gerek duymuştu?
Ne yapacaktı da bunlara ihtiyaç hissetmişti?
Acaba karizmanın çizilmemesi için bu füzelerle Ankara koruma altına mı alınmıştı?Soru çoktu!
Ama Suriye ve Esad'ın tehlike olacağı hiç makul değildi! Yani füze savunma sistemi ve patriotlar başka bir şey için gelmişti! Bizler başımıza düşen elma ile uğraşırken ağacın tamamını göremiyorduk!
Devlet başka bir yolda ilerliyor, bizler ise patikadaki izleri takip ediyorduk! Haliyle SON DURAĞI göremiyor ve tedirgin oluyorduk!
Ama Türk-Kürt kardeşliği için "olmaz" diyenler bence hem devleti tanımıyor hem de Osmanlı'yı ciddiye almıyordu!
Yanılgıları da buydu!
Dönelim eskiye...
Abdülaziz suikastla öldürüldükten sonra Osmanlı Sarayı'nda hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Özellikle tahta çıkan Abdülhamit, DÜŞMANIN çok yakında olabileceğini bildiği için tedbiri elden bırakmadı!
Padişah herkese güvenmez, insan seçerdi!
Arnavutlar onun için önemliydi! Sarayın etrafına Arnavutlar'dan ve bazen de güvendiği Arap ailelerinden muhafız yerleştirirdi!
Arnavutlar'a güveni tamdı!
Ama aynı Padişah kendisinin huzuruna açılan son kapının önüne KARAKEÇİLİ aşiretine mensup askerleri SÖĞÜT'ten alıp koyardı!
Son adımda kesinlikle TÜRK vardı!
Yaşanan tecrübeler Osmanlı'ya, kime ne kadar güveneceğini öğretmişti!
Osmanlı aklı, hem insanları hem de ülkeleri bir bir ayırmıştı!
Yunanistan, Bulgaristan, Ermenistan, Arabistan, Kürdistan gibi...
Neden?
Osmanlı'yı yeterince bilmediğimiz için çok önemli bir şeyi atlardık!
Yunanca "STA" kelimesi durmak, yerinde saymak ve sabit halde beklemek anlamında kullanılırdı!
Bu Yunanca kelime İngilizce'ye STATION olarak yani DURAK olarak geçmişti! Her dile geçtiği gibi Türkçe'ye de sızmıştı! haSTA, asiSTAn, aSTAr, deSTAn, poSTA, kabriSTAn, iSTAsyon, STAdyum gibi onlarca kelime günlük hayatımızın parçası olmuştur! Bu ve benzeri kelimelerle hep duran, durgun, yatan ve bekleyen vurgusu yapılmıştı! Bir hareketsizliği işaret edip DURAN anlamı yüklenmiştir!
Ama Osmanlı "STA" kelimesiyle tanımladığı yerler hakkında farklı düşünürdü!
"Hiçbir zaman DOST olarak kalamayan" ülkelerin tanımlarında kesinlikle STA vardı!
Mesela Boşnaklar'ın memleketine BoşnakiSTAn, Arnavut topraklarına da ArnavutiSTAn demezdi!
Çünkü onları kendinden görürdü!
Ama Yunanlar'ın yaşadığı yerlere çekinmeden YunaniSTAn derdi! Hatta çok daha önceleri, tehlikeyi bildiği için tarihin değiştiği şehre bile İSTANBUL ismini verirdi! İstanbul'u fethettiği halde emin değildi! Güven duymazdı!
Bu güvensizlik hali de "Pat" diye oluşmazdı! Yılların birikimi sözkonusuydu!
Yani Osmanlı sorun yaşadığı her yere içinde STA geçen bir isim koyardı! STA şifre olup bunu da sadece DEVLET bilirdi!
KürdiSTAn da bunlardan biriydi!
Yaşanan onca acı olay, arada bir güvensizlik oluşturmuştu! Doğru reçete yazılmayınca da aradaki soğukluk yerini zamanla kine, hatta düşmanlığa bıraktı!
Özellikle Cumhuriyet boyunca aradaki bu soğukluk giderileceğine tam aksi yapılıp yangına körükle gidildi! İş zamanla kontrolden çıktı.
Halayı, yemeği, dini, geleneği, töresi, türküsü, düğünü, namazı aynı olan milleti ikiye böldü!
İşte şimdi devlet geç de olsa temeli çok önce atılan KürdiSTAn kelimesini sözlükten çıkarıyor! SİLİYOR! Atılan bütün adımlar bu iki halkın kardeş olduğunun ve ortak kadere yürüyeceğinin ilanından başka bir şey değil!
Belki bu ilan yapılırken hem Türk'ü hem Kürt'ü rahatsız eden bazı yanlış uygulamalar meydana geliyor olabilir!
Ama bunlar önemli değil!
Önemli olan gideceğimiz STAtion!
Yani durak!
Hatta son durak!
Bu nedenle yolda önümüze çıkan pürüzlere takılmanın anlamı yok!
Şimdi geniş düşünüp, geniş bakma zamanı!
Dönelim başa...
Füze kalkanı ve Patriotlar, Türk askeri KERKÜK'e giderken havadan yara almamızı önlemek için geldi!
Bakın önceki gün Kerkük'te 85 sünni öldürüldü!
Tetiği çeken Maliki'nin askerleriydi!
İşler aşağıda iyice karışmaya başladı! Ne olacağı bilinmez! İnşallah tek bir kurşun atılmadan sorunlar masada hallolur!
Ama Ankara yine de işi şansa bırakmak istemiyor!
Irak'ta sıkışan Kürtler'i koruma kalkanına almadan önce içerisini toparlıyor!
Olan biten budur!
Bilinmesi gereken Ankara, hem kendisi hem de kardeşleri için STA kelimesini kaldırdı!
Akılla davranıp STAjyer devlet görüntüsü vermiyor!
Tam bir uSTA gibi davranıyor!
Kötü mü!