Ancak bugün gelinen noktada o söz, bambaşka bir bağlamda yeniden anlam kazanıyor.
Şimdilerde sadece ABD'nin gücü değil, ortaya çıkan boşlukları kimin dolduracağı da tartışılıyor. Görünen o ki o boşluğu Türkiye dolduruyor. Avrupa uzun süredir bir güvenlik paradoksunun içinde sıkışmış durumda.
Bir yandan Rusya tehdidini derinden hissediyor, diğer yandan ABD'ye bağımlılıktan kurtulmanın yollarını arıyor. Kendi savunma mimarisini kurmak istiyor ama bunun için gerekli askeri kapasite, coğrafi avantaj ve operasyonel hız konusunda ciddi eksiklikleri var.
İşte tam bu noktada Türkiye, sadece bir "müttefik" olmaktan çıkıp daha önce defalarca belirttiğim gibi bir "zorunluluk" haline geliyor. Son olarak Amerikan Defense News'te yer alan analizler de bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor: Avrupa için Türkiye artık bir tercih değil, var olmak için bir zorunluluk. Hatta bazı ülkeler için bu durum rahatsız edici bir gerçeğe dönüşmüş durumda.
Yunanistan ve Güney Kıbrıs gibi aktörler, Türkiye'nin Avrupa savunma sistemine entegrasyonunu bir güvenlik katkısı olarak değil, kendi dengeleme politikalarının çöküşü olarak okuyor. Ama jeopolitik, duygularla değil zorunluluklarla ilerler. Ve zorunluluklar yıllardır bugün için tarihi milli adımlar atan Türkiye'yi merkeze yerleştiriyor.
2028 yılı bu dönüşümün en somut kırılma noktası olacak.
NATO'nun en modern ve en hızlı müdahale gücü olan Allied Reaction Force'un (ARF) komutasının Türkiye'ye devredilmesi, sadece askeri bir görev değişimi değil; güç dengesinin yeniden yazılması anlamına geliyor.
Bu ne demek? Kriz anlarında dünyanın herhangi bir noktasına birkaç gün içinde müdahale edebilecek bir gücün komuta merkezinin Türkiye olması demek.
32 müttefik ülkenin sahaya süreceği askeri unsurların Türk komuta zinciriyle hareket etmesi demek.
Operasyonel aklın ve karar mekanizmasının Ankara ve İstanbul eksenine kayması demek.
Özellikle İstanbul'daki 3. Kolordu'nun rolünün çok önemli olduğu Avrupa başkentlerinde konuşuluyor. Tamamen mobil yapısı sayesinde klasik savunma anlayışının ötesine geçen bu yapı, NATO'nun "bekle ve gör" doktrininden "ilk hamleyi yap" stratejisine geçişinin de sembolü.
Artık tehdit kapıya dayandığında değil, ortaya çıktığı anda karşılanacak. Bu yeni dönemde Türkiye sadece coğrafi bir köprü değil; askeri, teknolojik ve stratejik bir merkez.
Kürecik'teki radar üssü gibi unsurlar da bu tablonun tamamlayıcı parçaları.
Erken uyarı sistemleri açısından Türkiye'nin sunduğu avantaj, Avrupa'nın başka hiçbir bölgesinde aynı etkinlikle sağlanamıyor.
Basit bir gerçek var:
Türkiye olmadan Avrupa'nın savunma hattı daha geç başlar, daha geç tepki verir.
Ve modern savaşta "geç" demek, çoğu zaman "kaybetmek" demektir. Peki Türkiye neden bu kadar önemli hale geldi? Her büyük adımın elbette bir geçmiş planı vardır.
Türkiye'nin savunmada yerlilik oranını yüzde 20'den yüzde 80'e çıkarması, günümüz için gelen fırsatı geri çevirmemek içindi.
Dünya değişiyor, ittifaklar dönüşüyor, güç merkezleri de yer değiştiriyor. Türkiye artık bu oyunda kenarda bekleyen değil, oyunun kurallarını belirleyen ülkelerden biri haline geliyor.
ROTA ORTA KORİDOR
Küresel sistemin en kırılgan noktalarından biri Hürmüz Boğazı ise en stratejik kaçış hattı da Türkiye'nin yükselen bir lojistik projesi Orta Koridor. Petrol ve LNG taşımacılığının önemli bir kısmı Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor.
Ancak bu dar su yolu, artık sadece bir ticaret hattı değil; aynı zamanda bir jeopolitik risk merkezi. Bölgede yaşanan her kriz, her gerilim, "Ekonomi tek bir boğaza bu kadar bağımlı olmamalı" mantığını güçlendiriyor.
Orta Koridor tam da bu noktada devreye giriyor.
Çünkü bu hat, denizlere mahkûm olmayan, kara ve demiryolu ağıyla çeşitlendirilmiş bir ticaret akışı sunuyor. Bu hat, Çin'den Avrupa'ya uzanan ticaretin Rusya'yı bypass eden en güvenli alternatifi haline geliyor. Orta Koridor'un merkezinde de Türkiye var. Türkiye burada sadece bir transit ülke değil. Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin karar noktası haline geliyor.
PARANTEZ
Amerika Birleşik Devletleri 32,4 trilyon doların üzerinde gayri safi yurtiçi hasıla ile dünyanın en büyük ekonomisi oldu. Çin yaklaşık 20,8 trilyon dolar ile ikinci, Almanya ise 5,4 trilyon dolar ile listede 3. sıraya çıktı.