DÜNYA, bir kez daha tanıdık ama bu kez çok sert hissedilen bir jeopolitik senaryonun içine sürükleniyor. ABD ve İsrail'in İran'a saldırması "bölgesel gerilim" başlığı altında okunamıyor.
Küresel dengeleri sarsan, enerji hatlarını kilitleyen ve ekonomileri kaosa sürükleyen günleri ortaya çıkardı. Beş kıtaya yayılan fosil yakıt krizi "enerji, artık sadece bir ihtiyaç değil; doğrudan bir güç" olduğunu gösterdi. Bu kırılganlığın en belirgin yüzü ise Avrupa. Etkisini her yıl kaybeden Avrupa Birliği, enerji bağımlılığı sorununu bir kez daha sert biçimde yaşıyor. Rusya-Ukrayna savaşıyla açığa çıkan tablo, bugün yeni bir dalgayla derinleşti. Enerji arzında dışa bağımlı coğrafyaların, siyasi şoklara karşı ne kadar savunmasız olduğu artık tartışmaya kapalı. Tam bu noktada sahneye farklı bir aktör çıktı, Türkiye... Berat Albayrak, 2020 yılında, "Köylerinde suyu, elektriği olmayan bir Türkiye tablosundan, güneş paneli üreten, üstelik milli enerji stratejisiyle kendi kendine yetebilen bir Türkiye tablosuna gelmek... Bu milli enerjide atılmış en büyük bağımsızlık adımıdır. Bir sonraki adımımız enerji depolamak olacak" demişti.
İşte o gün temelleri atılan ve bağımsız geleceğimizin vizyonunu taşıyan bu stratejik proje, bugün İngiliz medyasında Türkiye'nin "batarya depolama" alanında küresel bir güç olarak kabul edilmesini sağlıyor. Stratejik bir çizgide ilerleyen Türkiye'nin enerji denkleminde giderek daha belirleyici bir pozisyona yerleştiğini artık Avrupa'nın tüm başkentleri de görüyor. Özellikle "batarya depolama" teknolojilerinde atılan adımlar, ülkeyi yeni enerji çağının kritik bir denge noktasına getirdi.
Rakamlar da bu dönüşümü somutlaştırıyor: 2022'den bu yana Türkiye'de şebekeye 33 GW'ın üzerinde batarya kapasitesi onaylanmış durumda.
Karşılaştırma yapıldığında tablo daha da dikkat çekici.
Avrupa'nın en büyük ekonomilerinden biri olan Almanya'da bu kapasite yaklaşık 13 GW seviyesinde.
Listede İtalya 12 GW ile ikinci sırada. Türkiye bu iki ülkenin toplamından daha büyük bir enerji depolama gücüne ulaştı. Türkiye'nin anlık enerji ihtiyacının yaklaşık 45 GW civarında olduğu düşünüldüğünde, bu kapasite yalnızca bir yatırım başarısı değil, aynı zamanda stratejik bir enerji vizyonuna işaret ediyor. Peki bu yükseliş nasıl oldu?
Cevap, klasik bürokratik yavaşlığın dışına çıkabilen karar alma hızında saklı. Türkiye'de enerji yatırımlarının daha hızlı onaylanması, yatırımcı açısından zaman kazancı anlamına geliyor. Enerji yarışında ise zaman, en az kaynak kadar belirleyici.
Bir diğer kritik unsur ise coğrafi avantaj. Yüksek güneş potansiyeline sahip Türkiye'nin, batarya depolama ile buluşması, üretimden bağımsızlığa giden yolu hızlandırıyor. Artık yalnızca güneş santralleri değil, "depolamalı enerji sistemleri" konuşuluyor.
Gündüz üretilen enerji geceye taşınıyor; rüzgâr kesildiğinde sistem durmuyor, çünkü enerji depoda hazır bekliyor. Bu model, enerji üretiminde süreklilik sağlıyor. Kısaca bağımsızlık anlamına geliyor. Bugün Avrupa Birliği enerji krizini tartışırken, perde arkasında Türkiye'nin bu alanda oluşturduğu modeli hayranlıkla izliyor.
Gürültüsüz ilerleyen ama sonuçları güçlü hissedilen dönüşümden söz ediyoruz.
Türkiye, enerji denkleminde kuralları takip eden değil, kuralları şekillendiren çok önemli bir güç.
PARANTEZ
Batarya depolamada sınıfta kalan Fransa büyük panik içinde. Başbakan Lecornu, "doğal gaz ve petrole bağımlılığımızın sürmesi halinde, savaşların bedelini biz ödeyeceğiz. Ülkemizde maalesef elektrik bu iki fosil yakıttan elde ediliyor" dedi
PARANIN YÖNÜ İSTANBUL
Çok büyük bir değişime tanık oluyoruz. Haritalar değişmese de dünya, yeni düzeni için kaotik bir dönemden geçiyor. Enerji hatları, ticaret yolları ve en önemlisi sermayenin yönü değişiyor. İşte tam bu kırılma anında Larry Fink'in geçen hafta Türkiye'ye gelişi sıradan bir ziyaret değil; yeni finans düzeninin nabzının nerede atacağını gösteren bir işaret fişeğiydi.
Çünkü BlackRock sıradan bir yatırım şirketi değil. Küresel sermayenin pusulası. 14 trilyon doları yöneten bir akıl, bir ülkeye bakıyorsa o ülke artık "gelişmekte olan pazar" değildir. O ülke, oyunun yeni merkezlerinden biridir. Bugün dünya iki büyük krizle aynı anda yüzleşiyor: enerji ve güvenlik.
Orta Doğu'da yükselen gerilimler, petrol ve doğal gazın güvenli akışını her zamankinden daha kırılgan hale getirirken, Avrupa'nın enerji bağımlılığı onu savunmasız bırakıyor. Bu yüzden Türkiye'ye bakan gözler yatırımcı değil, stratejist gözü. Bugün İstanbul'a atılan her adımın arkasında, "yeni dünyanın finans merkezi neresi olacak?" sorusu var. Londra eski gücünü korumaya çalışıyor. Singapur Asya'nın vitrini.
Dubai artık bir cazibe merkezi değil.
İran savaşıyla buralar kritik darbeler aldı. Hiçbiri aynı anda hem enerji yollarının hem ticaret ağlarının hem de jeopolitik fay hatlarının ortasında olmadığı için İstanbul Finans Merkezi yükselen bir güç olarak meydan okuyor.
Larry Fink'in ziyareti bir başlangıç değil, bir teyittir. Küresel sermaye Türkiye'yi izlemiyor; İstanbul üzerinden yeni bir rota çiziyor. Çünkü küresel paranın Türkiye'yi artık görmezden gelme şansı yok.