Bugünkü
Takvim
  • 20 Kasım 2020, Cuma

‘Bırakın sömürelim!..’

ABD'nin 'topal ördek' konumundaki Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun, Fransa'da Macron'la yaptığı görüşme sonrası Türkiye ve Cumhurbaşkanımız Erdoğan'la alakalı sözleri dikkat çekiciydi.
Açıklamayı, ülkemize ve özellikle de Cumhurbaşkanımıza muhabbeti (!) ile tanınan Le Figaro'nun "Yunanistan ve Fransa gibi NATO ülkeleri ile çatışma içindeki Türkiye'nin hala NATO'da yeri var mı?" sorusu üzerine yapmış Pompeo.
Türkiye'nin Azerbaycan'a desteği yanında Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz'deki faaliyetlerini 'çok agresif' olarak niteleyen Pompeo'ya göre, 'Türk askeri kapasitesinin gittikçe artan şekilde kullanımı, endişe verici' imiş. Tabii Macron da aynı kanaatte.
Objektif olmadıklarından, 'Akdeniz'deki zenginliklerde, en uzun kıyı şeridine sahip Türkiye'nin ve tabii KKTC'nin de payının olduğuna' değinmemeleri, belki normal.
Ancak, Fransa ve Rusya ile birlikte eş başkanları olduklarını Minsk Grubu'nun Dağlık Karabağ konusunda 'işlerin çözülmesi gereken çerçeve' olduğunu söyleyen Pompeo'nun, 30 yıldır neden çözüm üretemediklerine değinmemesi, ilginç.
İkilinin, 'Erdoğan'ı, bu tür eylemleriyle halkının çıkarına iyi hizmet etmediğine' ikna etmek konusunda Avrupa ve ABD'nin birlikte çalışması gerektiğinin altını çizmeleri, daha ilginç.
Pompeo'nun, veda ziyaretinde kafa kafaya verdiği Macron'la 'hey gidi eski günler' şeklinde hayıflanıp hayıflanmadıklarının ayrıntısı yok...
Türkiye'nin Suriye'de kurmayı düşündükleri terör koridoruna mani olmasını henüz hazmedebilmiş değiller. Doğu Akdeniz'de KKTC ve kendi haklarımızı koruma konusundaki kararlılığımızı, Libya'daki meşru yönetim ile yapılan anlaşmalar izleyince, hazımsızlıkları iyice arttı anlaşılan.
30 yıla yakındır oyalandığı yetmiyormuş gibi bir de Ermenistan'ın yeni saldırılarına maruz kalan Azerbaycan'a yönelik desteğimiz, dünyaya çıkarları açısından bakanların dengesini bozmuş durumda.
Mesajın net tercümesi…
Suriye, Libya, Doğu Akdeniz ve son olarak Azerbaycan… Bu konularla ilgili en önemli husus, Türkiye'nin uluslararası kurallara riayetkar bir şekilde davranması.
Muhataplarına oluşturulmasında büyük pay sahibi oldukları BM, Güvenlik Konseyi, AGİT gibi kuruluşlara ait metinleri hatırlatan Türkiye'nin, tezlerini masada olduğu gibi gerektiğinde sahada da iyi savunması, güç sarhoşluğuna kapılmış olanların korkulu rüyası… Bizim esas olarak Pompeo'nun Macron'la yaptığı açıklamadaki mesaja odaklanmamız gerekiyor.
Adamlar, olabileceği kadar açık bir şekilde, Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetimindeki Türkiye'nin bölgede yapmaya çalıştıkları hukuksuzluklara mani olduğunu söylüyorlar.
Suriye'de bir terör koridoru kurulmasına razı olmayışımız… Doğu Akdeniz'de KKTC'ninki ile birlikte haklarımızın savunulması konusunda taviz vermeyip, Libya'da hukuk dışı oyunlarına engel oluşumuz… Yıllardır oyalanan Azerbaycan'ın işgal altındaki topraklarını kurtarmasına destek oluşumuz… 'Erdoğan'ı, bu tür eylemleriyle halkının çıkarına iyi hizmet etmediğine ikna için Avrupa ve ABD'nin birlikte çalışması' şeklindeki formülleri, tek kelimeyle muhteşem (!).
Söylemek istediklerini, 'Bölgenin ve bu arada Türkiye'nin zenginliklerini sömürmelerine ses çıkarılmaması' şeklinde ifade edebiliriz. 'Bırakın sömürelim' diyorlar yani.
Pompeo ve Macron'un tezlerini tekrarlayan içimizdekiler, üzerinde dikkatle durulması gereken hususlardan.
Ancak, Türkiye'nin bekası ve milletimizin refahı açısından ciddi önem taşıyan Suriye, Doğu Akdeniz, Libya, Azerbaycan gibi konuların artık çocuklarımız bile farkında, çok şükür…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
  • ve ya