O gece yaşananın ağırlığını, şaşırtıcılığını, beklenemez oluşunu en iyi yansıtan söz, 'insanları öldürüyorlar abi, insanları öldürüyorlar' sözü.
İnsanların üzerine tanklarla yürüyor, bu arada onları eziyor, parçalıyor ve yollarına devam ediyorlardı. Durmak zorunda kaldıklarında ise tankın üzerinden ateş açıyorlardı insanlara... Ateş emrini alanların insanımızı vurduğu, eğer vurmazlarsa emir verenlerce kendilerinin vuruldukları akıl almaz bir durumla karşı karşıya idik. Evet, insanları öldürüyorlardı.
Sıkıştıklarını düşündükleri yerlerde helikopterler ve hatta uçaklar devreye giriyor, bombalar; füzeler atarak insanların üzerine ateş kusuyorlardı adeta... Her yerde benzer tablolar yaşanıyor, milletin askeri ihanetten vazgeçmelerini söyleyenlere ateş açıyor ve insanları öldürüyorlardı.
Dini bir hareket olduğu söylenen bir hareketin mensupları, dinimizin emirlerini uygulamıyor oluşları bir yana, Müslüman olanların hiç ama hiç yapmaması gereken en büyük günahlardan birisini irtikap ediyor, insanları öldürüyorlardı...
Şaşırtıcı, beklenmedik olan uçakları, helikopterleri ve tankları üzerinde bombalar, roketler ve ağır silahlarla İnsanları öldürenlerin, 'Altın Nesil' olarak yetiştirilmek üzere 20, 30 hatta 40 yıl kendilerini gizleyenler oluşu idi. 'Altın Nesil' olarak yetiştirmek üzere onları seçenlerin tepesinde bulunan kişinin, "Biz muhabbet fedaileriyiz.
Husumete vaktimiz yok ve nefreti, kini ve düşmanlığı lügatlerimizden çıkarıp attık..." ve benzeri sözleri herkesi, hepimizi aldatmıştı çünkü.
Dönüştüremeyip, dönüştüler.
Güya inanan insanlar olduklarını saklayabilmek için abdesti tuvaletlerde almışlar, namazı (nasıl oluyorsa) gözleri ile kılmışlar, gerektiğinde içki zıkkımlanmışlar, hanımlarını açık giyinmeye zorlamışlardı. Bulundukları her yere; imtihanlarda cevaplar çalınarak, terfilerde önlerinde olanı ahlak dışı birtakım yollarla eleyerek, gerektiğinde yalakalık yaparak... ama hep hak etmeden gelmişlerdi.
Hoşgörüden, diyalogdan, kardeşlikten bahsederken mangalda kül bırakmayan bu yapının, birtakım hainlikler yapabileceği, yapıyı tanıyanlarca biliniyordu elbette.
Ama 15 Temmuz gecesi olduğu gibi hedef gözetmeden insanların üzerine yaylım ateşi açabileceklerini tahmin eden ve bekleyenlerin sayısı belki de iki elin parmaklarını geçmiyordu.
15 Temmuz'da, 'inandığı gibi yaşamayanların, yaşadıkları gibi inanacakları' ifadesinin dile getirdiğinden daha vahim bir durumla karşı karşıya kaldık.
Güya inandıkları gibi yaşayabilmek için, buna müsaade etmeyen yapıyı ele geçirip dönüştürmek niyetiyle o yapının içine girenlerin, adeta canavar haline gelmiş oldukları gerçeğiyle karşı karşıyayız çünkü. Yani yapıyı dönüştürememiş ama kendileri birer canavar haline gelmişlerdi.
'İnsanları öldürüyorlar abi, insanları öldürüyorlar...' sözü, 15 Temmuz'un kısa ve en net hikayesi. Her şeyin kendilerine ait ve mutlaka kendilerinden olanın kontrolünde olması gerektiğine inanan sakat kafalar, güya hizmet etmek için yola çıktıkları insanları öldürdüler. 'Suçsuz yere bir insanı öldürenin bütün insanlığı öldürmüş gibi olduğu' ilahi emrini bile bile hem de...