CANLI YAYIN
Ekrem Kızıltaş
EKREM KIZILTAŞ

Hırsızın hiç mi kabahati yok?.

Eklenme Tarihi 13 Haziran 2016
Ramazan Ayı'ndayız, konuya bir fıkra ile girmekte fayda var:
Nasreddin Hoca merhumun evine gece hırsız girer ve yükte hafif pahada ağır ne bulursa alır götürür.
Komşular Hoca'ya geçmiş olsuna geldiklerinde sorular ve yorumlar da birbirini takip eder tabii.
- Kapıyı açık mı bırakmıştın yoksa?
- Bu kadar da derin uyunmaz ki canım.
- Kaç defa kapıya bir köpek al demiştik sana...
Hoca bakar ki durum ters tarafa doğru gidiyor, dayanamayıp sorar:
- İyi de birader, hırsızın hiç mi kabahati yok?..
Son derece kendilerinden emin bir şekilde yazıyor ve konuşuyor birileri.
Durumumuzun vahametinden, ekonominin kırılganlığından, dostlarımızın azalmış ve dahi hasımlarımızın çoğalmış olmasından filan bahsediyorlar.
Hukuk devleti zayıflıyor onlara göre, sosyal devlet özelliğimizin ise yerlerde süründüğünü iddia ediyorlar.
Kunuşulup yazılanlara biraz dikkat kesilince, onlarla aynı ülkede mi yaşadığınızı sorgulamak mecburiyetinde kalıyorsunuz mecburen.
Anlattıkları şeylerin gerçeklerle nerdeyse hiç alakası yok çünkü.
Durumumuzu çok kötü yansıtma derdinde olanların kötümser olup olmadıkları, akla gelebilecek ilk sorulardan birisi.
Kötümser olmak da bir özelliktir eninde sonunda ve bardağın boş tarafını görmeyi gerektirir. Ancak bu kişilerin daha önceki durumlarını hatırladığınızda, durumun böyle olmadığının fark ediyorsunuz.
Belki tam da kötümser olunması gereken zamanlarda iyimserliğin ağır bastığı yorumlarına şahit olduğumuz kişiler bunlar.
Satır araları, kötümser bakışlarının bu kişilerden bazılarının bulunmayı arzu ettikleri noktadan uzaklaşmış ya da uzaklaştırılmış olmaları ile alakalı olduğunu gösteriyor bizlere.
Bir tür, 'ben varsam her şey iyi, ben yoksam her şey kötü' yaklaşımı yani. Niçin uzak düştükleri ise başlı başına ciddi bir problem.
Şahıslarıyla ilgili meseleler söz konusu olduğunda oldukça sert, ama kamusal meseleler söz konusu olduğunda alabildiğine serbest fikirli olduklarının altını çizmek, durumu anlamak için yeterli.

Hırsızlarla işbirliği ihtimali...

İşlerin kötüye doğru gidişinin miladı olarak Gezi Olayları'nı ve 17-25 Aralık darbe girişimin gösteriyor bazıları. Gezi Olayları ve 17-25 Aralık'a karşı gösterilen kararlı tavrı pek doğru bulmadıkları anlaşılıyor.
Oysa eğer gerekli müdahaleler yapılmasaydı, bugün bambaşka bir vasatta olabileceğimiz ihtimalini onlar da biliyor.
Bazılarının kötümserliği ise sistematik(!). Henüz rüştünü ispat etmemiş bir ülke olduğumuz ve dolayısıyla himayeye ihtiyaç duyduğumuz kanaatindeler.
Kendi ayaklarımızın üzerinde durma kararlılığımız ciddi şekilde ürkütüyor onları.
Başımıza birtakım gaileler açılacağını ve bunların üstesinden gelemeyeceğimizi düşünüyorlar.
Oysa gelişmeleri ciddi bir okumaya tabi tutsalar, zaten başımızın yeteri kadar belada olduğunu ve bundan sıyrılmanın boyun eğmekle mümkün olmadığını, daha da dik durmamız gerektiğini anlayacaklar belki. Ama oralara kadar gelemiyorlar.
Konunun en dikkat çekici tarafı da bütün her şey için başımızdakileri suçlayıp, başka hiç kimseye kabahat bulmuyor olmaları.
Bu durumda hırsızla iş birliği yapıp yapmadıkları ayrı bir mesele olduğundan, en azından 'hırsızın hiç mi kabahati yok' diye sormak kaçınılmaz oluyor tabii...