Ancak Türkiye'nin 2016'nın ilk çeyreğinde 4.8 oranında büyümesi, güzel bir gelişme. AB ülkelerini geride bırakmış olmamız da işin kaymağı.
Battık, batıyoruz naraları atan felaket tellallarının kehanetlerinin tutmamış olması, sevindirici tabii ki. Ama asıl sevindirici olan, ülkemizi köşeye sıkıştırma gayretlerinin netice vermemiş olması. Bütün güçleriyle Türkiye'nin yolunu kesmeye, attığı adımları geçersiz hale getirmeye yani eski hale döndürmeye çalışıyor birileri.
Eski hale, yani sırtımıza vurup ağzımızdaki ekmeğimizi aldıkları, istedikleri şeyleri zorlanmadan yaptırabildikleri günlere.
Askeri vesayet, yargıda oluşturulmaya çalışılan jüristokrasi, sermaye ve medya üzerinden savaş, Gezi Olayları, çeşitli kılıflar giydirilmiş darbe girişimleri...
Son yılların tarihi gizli ya da açık müthiş bir mücadelenin tarihi.
Ramazan Ayı, bütün güçleriyle saldıranların neden bir türlü başaramadıkları konusunda hikmetler aramanın zamanı...
Ülkemizde üç milyon civarında mülteci var. Bunlardan bir bölümü bütün ihtiyaçları devlet tarafından karşılanan kamplarda, kalanları da dağınık bir şekilde çeşitli şehirlerimizde yaşıyorlar.
Cumhurbaşkanımız mülteciler için devlet tarafından harcanan parayı 10 milyar dolar olarak belirtiyor.
Söyler ve dinlerken kolay gibi gelse de, 10 Milyar dolar ciddi bir para. Bunun sadece devlet tarafından harcanan olduğu, bir o kadar da belediyeler, dernekler ve vakıflar tarafından harcandığı düşünülünce, iş daha da ciddileşiyor.
Verdikçe artıyor...
Cumhurbaşkanımız şöyle diyor:
"Dünyada donörler listesine baktığımızda birinci sırada ABD, ikide Türkiye, üçte İngiltere.
Ama milli gelire oranla baktığınız zaman Türkiye dünyada 1 numara, diğerleri arkasında... Bu sayede tarihin her döneminde Rabbim önümüze yeni kapılar açmış, yeni imkanlar sermiştir. Verdikçe eksilmedi, verdikçe tam aksine arttı." Verdikçe eksilme yerine artma meselesi, genel bir mesele.
Cumhurbaşkanımızın yine MÜSİAD iftarındaki konuşmasında verdiği diğer bazı rakamlar da bunu ortaya koyuyor. 1985 yılında 10 milyon dolarla başlayan planlı kalkınma yardımları bütçesi, 2002'de 450 milyon dolar iken şimdilerde 6,5 milyar dolara ulaşmış.
2002'de vatandaşlara yapılan yıllık sosyal yardım 2 milyar lira düzeyinde iken bu yıl itibarıyla bu rakam 30 milyar liranın üzerine çıkmış.
Cumhurbaşkanımızın deyimiyle:
"Dünyadaki mazlumlara el uzatılırken, ülkemizdeki mağdurlar da ihmal edilmemiş" yani.
Ekonomik açıdan kırılganlıkların yaşandığı ve bunun dünya çapında birçok ülkeyi etkilediği bir vasattayız. Üstüne üstlük, içeriden ve dışarıdan daha fazla etkilenelim diye uğraşanlarımız da var. Bunlara rağmen 2016'nın ilk çeyreğinde yüzde 4,8 büyüyoruz... İşin sırrı galiba 'Bereket'te ve bereketin sırrı da şu sözlerde:
"Hamdolsun, bizim ülke ve millet olarak tarihimizde sömürgecilik lekesi yoktur. .
İnşallah hiçbir zaman da olmayacaktır.
Kendimiz kalkınırken geride bıraktığımız yerleri enkaza dönüştürmedik. Biz gittiğimiz her yeri imar etme, ihya etme, orada yaşayanları abad etme gayreti içinde bir milletiz...
Bizim medeniyetimizde veren el alan elden üstündür. Bu anlayışla baktık olaylara. Verdikçe eksilmedi, verdikçe tam aksine arttı... Daha iyi olacak.
Ben buna inanıyorum. Verdikçe azalmayacak, verdikçe çoğalacak."