İnandırıcı olmak için bin dereden su getirir ve akla hayale gelmedik argümanları art arda sıralayarak, ne yapmamız gerektiği hususunda yol haritaları çizerler. Tabii ki sevabına...
Mesela Başkanlık Sistemi'ne zinhar geçmememiz gerektiği hususunda adeta kendi aralarında bir konsensüs vardır. Başkanlık Sistemi ile idare edilen ülkeler de dahil olmak üzere hemen hepsi, bizim için en iyi olanın Parlamenter Sistem olduğu tezini işlerler, bıkıp usanmadan.
Parlamenter Sistemi bizim açımızdan iyi olduğu için mi, yoksa arzu edilmeyen adımlarımızı bu sayede kolayca engellemelerine yarayacağı için mi istedikleri, yoruma muhtaç bir husustur.
İçimizden bazıları, 'batılılar böyle söylediğine göre bir bildikleri vardır' anlayışı ile bakarlar meseleye. Ama milletin gerçek temsilcileri ise, 'bunlar böyle söylediğine göre kesinlikle bir hesapları vardır' diye düşünürler, şükür ki.
Ülkemizin halk tarafından seçilmiş olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı, bizi bizden bile çok düşünen bu çevreler pek sevmezler mesela.
Türkiye'nin son 14 yılına damga vurmuş ve bu süre içerisinde gerek kalkınma ve gerekse hak ve özgürlükler açısından büyük gelişmelere imza atmış olan Cumhurbaşkanımızı 'otoriter eğilimler taşımakla' filan suçlarlar.
Aynı çevrelerin, monarşi ile ya da açıkça totaliter yönetimler altında sürünen ülkeler söz konusu olduğunda gösterdikleri tahammül ise kafa karıştırıcı. Bölgenin en demokrat ülkesine suçlamalar yöneltip, baskının dibini bulanlara iyi gözle bakmaları, esas olan menfaatler olduğunu açıkça gösteriyor.
Sizin için kafidir...
Cumhurbaşkanı Erdoğan'la ilgili sıkıntıları, onların istediği gibi değil ülkesinin şartlarının gerektirdiği şekilde davranması ile alakalı. İfade ve basın özgürlüğü hususundaki hassasiyetlerinin ise içi boş. Kendilerinde bizdeki kadar ifade ve basın özgürlüğü olmadığı halde, oraları ifade cenneti olarak takdim ediyorlar.
Ancak, bunun kocaman bir yalan olduğunu da en iyi kendileri biliyorlar.
Türkiye'de yaşandığında eleştirdikleri bazı şeyler kendilerinde olsaydı ne olurdu şeklindeki soruları da, ya duymazdan gelir ya da cevap vermezler.
Çok sıkışırlarsa, 'sizin için bu kadarı yeterlidir' anlayışını yansıtan açıklamalara sığınırlar.
Artık olamayacağını bildikleri için, gelecekte olabileceğini hayal ettikleri askeri darbelerle oyalanıyorlar şimdilerde.
Amerikan dış politika dergisi Foreign Affairs'de 'Türkiye'nin Gelecekteki Askerî Darbesi' başlıklı bir makalede şöyle deniliyor mesela:
"Eğer kitlesel şiddet batı şehirlerinde güvenlik zaafiyetinin ortaya çıkmasına neden olursa ve büyük bir ekonomik düşüş yaşanır ve eğer hükümetin otoriter tavırlarında artış söz konusu olursa, (...) Şartlar hükümet karşıtı protestoların artışa geçmesine neden olabilir. (...) toplum, generallerin yönetimi ele almasını isteyebilir." Yukarıdaki satırlar, geleceğe yönelik tahminlerden ziyade, arzu edilen netice için yapılması gerekenleri gösteren bir talimatnameden alınma sanki...
Son zamanlarda yaşananlara bu açıdan bakılınca, birilerinin çirkinlikleri iyice sırıtıyor...