CANLI YAYIN
Ekrem Kızıltaş
EKREM KIZILTAŞ

Bir Almanlar eksikti...

Eklenme Tarihi 06 Nisan 2016
Basın Özgürlüğü denilen şeyin tam olarak ne olduğu, daha doğrusu fikir ve ifade özgürlüğünün sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği, artık uluslararası bir mesele haline gelmiş durumda. Biz ve bu arada herhalde ABD'liler, Obama'nın Cumhurbaşkanımızla yaptıkları görüşme sonrası söylediği sözlere odaklanmışken, Almanya ile aramızda da yine güya basın özgürlüğü ile ilgili bir problem çıkmış... NDR isimli Alman devlet kanalında Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'la ilgili bir video klip yayımlanmış. Söz konusu klibin 'eleştirel' olduğu söylense de, çizgi oldukça aşılmış olmalı ki, Alman Büyükelçi Dışişleri Bakanlığımıza çağrılmış.
Tam NDR kanalının yayımladığı kliple ilgili gelişmeler sürerken, Almanların diğer devlet kanalı ZDF'de yer alan bir komedi programında da yine Cumhurbaşkanımızı hedef alan ağır hakaretlerle dolu bir şiir okununca, bardak ikinci defa taşmış.
Konu, Başbakan Ahmet Davutoğlu ile Almanya Şansölyesi Angela Merkel arasında yapılan mültecilerle ilgili telefon görüşmesinde gündeme geliyor. Her iki başbakan da, şiirin açıkça hakaret amacıyla yazıldığı hususunda fikir birliğine varırken, Merkel söz konusu programın yayından kaldırıldığını vurguluyor.
Dikkat çekmek istediğimiz husus Alman Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert'in konu hakkında açıklama yaptıktan sonra söylediği, "Başbakan Merkel, ülkemizde basın ve düşünce özgürlüğünün yüksek değerini bir kez daha vurguladı" sözü.
Seibert, bu sözlerinden sonra, "Mizah, basın ve düşünce özgürlüğüne girer, ama sınırsız da değil" demiş gerçi.
Ancak 'basın ve düşünce özgürlüğünün yüksek değeri' sözü, aslında karşı karşıya kalınan bir çaresizliğin ifadesi.
Tıpkı Obama'nın herhalde söylemek mecburiyetinde kaldığı sözler gibi.
Bir ülkede yayın yapan bazı gazete ve dergilerde o ülkenin cumhurbaşkanına yöneltilen 'katil ve hırsız', 'katil', 'terör estiriyor', 'asılacak adamsın'... gibisinden sözler, basın özgürlüğü kapsamında sayılabilir mi?..
Bu soru bir ortaokul talebesine sorulsa, çocuk soru soranın kafayı yemiş olup olmadığını düşünmeye başlar. Ama ülkemizde belli bir kesim bu tür sözlerin basın özürlüğü kapsamına girdiğinde ısrarcı.
Dahası, bu tür sözlerin herhangi bir yayın organında yayımlanmasının akla bile gelemeyeceği ABD ve Almanya gibi yerlerden de, bu kanaatte olanları destekler türden beyanlar geliyor. O coğrafyalarda hükümran olanlar ve sözcüleri, 'bu tür şeyler bizim ülkemizde de yapılabilir' deyip, işin içinden çıkıyorlar. Ancak kendileri de biliyor ki, böyle şeyler onların ülkesinde yapılmıyor, daha doğrusu yapılamıyor. Böyle şeylerin 'yapılamadığı' ülkelerin liderleri, bunu göz ardı ederek Türkiye konusunda ahkam kesip duruyor, sürekli: 'Türkiye bu tür sert eleştirilerle yaşamaya alışmalı', diyorlar.
Yani, 'Doğu için yeterlidir' anlayışının değişik bir yorumlanması ile karşı karşıyayız.
Üst Akıl'ın ne demek olduğunu ve nasıl çalıştığını anlamak isteyenler bu örneklerden fikir alabilirler. Birileri yapılanın yanlış olduğunun farkındalar, ama müeyyide uygularken bile 'basın özgürlüğü' vurgusu yapmaya mecbur hissediyorlar kendilerini, her nedense...