CANLI YAYIN
Ekrem Kızıltaş
EKREM KIZILTAŞ

"Büyüyünce Türk olacağım..."

Eklenme Tarihi 29 Mart 2016
Bazı olaylar, aslında uzun uzun anlatılması gereken hususları anlayabilmeyi kolaylaştırır. Yüzlerce cümleyle ifade etmekte zorlandığınız bir şeyi de, bazen bir cümle açıklar. Başbakan Ahmet Davutoğlu Ürdün seyahati sırasındaki görüşmemizde, kendisini çok etkilediğini söylediği bir olayı aktardı bizlere: "Dün sabah eşime bir doktor arkadaşından mesaj geldi, gözleri doldu. Tanınmış, insani faaliyetlerde bulunan bir isim; yolda 7-8 yaşlarında Suriyeli bir çocukla karşılaşıyor, başını okşuyor. "Ne yapıyorsun" diye soruyor. O da "Okula gideceğim" diyor. "Okula gidince ne olacaksın?" sorusuna "Büyüyünce Türk olacağım" cevabını veriyor. Belki de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayı kastediyor. Zihninde nasıl bir Türk imajı oluşmuşsa, bütün olumlu değerleri bu kavrama yüklemiş... Güne bu heyecanla başladım. Bir masum çocuk, bütün güzel özellikleri bir anonim tipe atfediyor ve ona da Türk diyorsa, bundan güzel ne olabilir..."
Bu anekdottan Beşşar Esad'ın, Rusya Devlet Başkanı Putin'in, İranlı yetkililerin ve gözlerinin önünde olup bitenleri sadece seyreden ABD'li, Avrupalı devlet başkanlarının da haberleri olsa keşke...
Korkunç bir insanlık trajedisi ile karşı karşıya bulunduğumuz bir dönemi yaşıyoruz. Bu kaos içerisinde herkes kendi yaptığının doğru olduğunu düşünse de, masum bir çocuğun dudaklarından dökülen bu kelimeler kimin doğru yolda olduğunun en açık delilidir çünkü...
Okuyup büyüyünce Türk olacağını yani Türkiyeli olup bizim gibi davranacağını söyleyen 7-8 yaşlarındaki Suriyeli çocuk; Suriyeli, İranlı, Rus, Amerikalı ya da Avrupalı olacağını söylemiyorsa, bu ülkelerin yöneticilerinin derin derin düşünmeleri gerek aslında. O çocuk ve onun gibilerin masum dudaklarından, Türkiye ve yöneticileri için dualar yükseliyorsa, her ne kadar telaffuz etmiyor olsalar da bu, diğerleri için beddua makamındadır çünkü...

Alma mazlumun ahını...

Suriye başta olmak üzere karışıklık içerisinde bulunan ülkelerin tamamında dökülen kanların, yaşanan travmaların, çekilen sıkıntıların bir bedeli olacağı muhakkak. Yerlerinden yurtlarından edilen ve daha iyi bir hayat umuduyla oradan oraya koşuştururken de bazıları hayatlarını kaybeden insanların ahları, buna sebep olanları ve göz yumanları bir şekilde bulacaktır ve zaten buluyor da.
Daha hayatlarının baharında olan çocukların gözlerindeki hayat neşesini karartanların akıbetleri hayır olmaz.
Menfaatlerine yönelik hesapları sebebiyle, yüz binlerin hayatını kaybetmesine, milyonların mülteci haline gelmesine sebebiyet veren kişiler, kurumlar ve devletler, melanetlerini durmadan sürdürüyor. Türkiye ise, mazlumlara yardım için gereken her şeyi yapan ve onları bu hale getiren şartların düzelmesi için çalışan bir ülke. Bu halden rahatsız olan dış ve iç mihraklar ne yaparlarsa yapsınlar, başta Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız olmak üzere yöneticilerimizin bu konudaki kararlılığı sayesinde ülkemiz yoluna devam ediyor.
BM Genel Sekreteri başta olmak üzere, Türkiye'nin mülteci uygulamalarına hayranlıklarını belirten devlet ve hükümet başkanları bir yana; sadece Suriyeli o çocuğun sözleri bile, ülkemiz ve yöneticilerimizle gurur duymamıza yeterli...