Beşşar Esed'in 2003'ten sonra Türkiye'yi yöneten kadro tarafından ülkesini daha demokrat bir yapıya kavuşturması yönünde defalarca uyarıldığı ve yol gösterildiğini artık hepimiz biliyoruz.
O zaman istiyormuş gibi gözükse de, gerçekten istemediği ya da dinozorlardan oluşan Baas kadrosunu ikna edemediği için bunu yapmadı veya yapamadı Esed.
Geçmişe mazi denilir, doğru.
Ama yine de söylemek gerek: Esed denilenleri yapacak olsaydı, belki de Suriye'de karışıklıklar meydana gelmez ve böylelikle 400 bin insan hayatını kaybetmeyebileceği gibi milyonlarcası da mülteci konumuna düşmeyebilirdi.
Bugün kendi halkını katleden bir diktatör imajı yerine de, ülkesinin bütün renkleri ile barışık müşfik bir lider portresi çizebilirdi belki de...
Ancak olmadı, olamadı.
Aslında yumuşak bir geçiş olabilseydi, Suriye'deki gelişmelerin seyrinde epeyce etkileri olduğu bilinen Rusya ve İran'ın talepleri de asgari ölçüde karşılanabilirdi muhtemelen.
Ancak Esed ve çevresi parmaklarının ucunda oynatabilecekleri bir Suriye; Rusya ile İran'da her ne isterlerse yapacak bir diktatör istedikleri için işler başka türlü gelişti.
Türkiye'nin Suriye'nin geleceği ile yakından ilgilendiği günlerde, ortak bakanlar kurulu toplantıları yapılıyordu.
İki ülke arasında vizeler kaldırılmış hatta nüfus kağıdı ile giriş çıkışlar bile mümkün hale gelmişti...
2011 Mart'ından sonra halkın talepleri şiddetle bastırılmaya çalışılınca, Suriye karıştı. Türkiye'nin 'yumuşak geçiş' konusundaki tavsiyelerini dinlemeyen Esed de, sertlik yoluna başvurdu.
Tablonun devamında, mülteci akını ihtimali ortaya çıkınca da, sınıra yakın yerlerde 'güvenli ve uçuşa kapalı bölgeler oluşturulması'nı ve mültecilerin buralarda iskan edilmesini teklif etti Türkiye...
Ancak konuya müdahil devletler ve BM, her nedense bu teklife sıcak bakmadılar. Şimdi 400 bin civarında can kaybı, kimisi içeride, birçoğu dışarıda on milyon civarında mülteci söz konusu. Suriye'de ateşkesin sağlanması ve geleceğinin belirlenmesi yönündeki çalışmalar ise hesap sahibi devletler tarafından engelleniyor sürekli... Ve Suriye kan kaybetmeye devam ediyor...
Araba devrilmeden...
Durum 'araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur' sözündeki gibi değil. Araba yanlış gidiyor ve hiçbir güvenlik tedbiri de yokken, özellikle ülkemiz tarafından yapılan uyarılara aldırılmaması, meselenin başlangıcını oluşturdu.
Avrupa'yı da diken üzerinde durmak zorunda bırakan hali hazırdaki mülteci vahameti ise, Türkiye'nin süreç boyu yaptığı uyarıların dikkate alınmaması ile alakalı.
Vaktiyle bütün söylenenlere kulak tıkayanlar, halen aynı doğrultuda gitmeye ve Suriye meselesinde aklın ve mantığın gereklerini yerine getirmemeye devam ediyorlar.
Esed'le aynı yönde çalışan Rusya ve İran'a rağmen, güya Suriye halkını düşünüyormuş gibi yapan ABD, anlamsız tavrını sürdürüyor mesela.
İçimizdeki bazıları her ne olursa olsun ülkemizi suçlama alışkanlıklarını sürdürseler de: 'Başından beri söyledim, inanmadınız; şimdi ne oldu?..' demek Türkiye'nin hakkıdır...