Şimdi, bundan sonraki gelişmelere de bakarak, PYD'nin Suriye rejimi tarafından mı, yoksa ellerini ateşe sokmak istemeyen ABD tarafından mı maşa olarak kullanıldığını yorumlamak, PYD taraftarlarının işi. Hazır bu konuya kafa yorarlarken, son yüz yıllık tarihlerinde yaşadıkları ve bazılarında ağır faturalar ödedikleri diğer hüsranları da bir gözden geçirirler artık.
PYD'nin muhalefetin içinde değil, ancak Esad'ın yanında görüşmelere katılabileceği şeklindeki Türkiye'nin tezi, meselenin esasını da izah ediyor aslında. Çünkü PYD, sıkışan Suriye rejiminin gelişmelerin bir aşamasında, en azından kuzeyde biraz rahatlayabilmek açısından sarıldığı geçici bir formülden başka bir şey değildi. Suriye'de olup bitenlere baktığımızda PYD'nin hep Esad'ın yanında olduğu, hatta bir ara ordusu olmaya bile soyunduğu da malum. Dahası, inşallah böyle bir şey olmaz ama, Esad'ın ülkeye tekrar hakim olması halinde, ilk olarak kuzeyde devletçilik oynayanlar konusuna eğileceği de kesin.
PYD'nin DAEŞ'e karşı savaşan güçlü bir kara gücü olduğu ve dolayısıyla Suriye'nin geleceğinin görüşüleceği toplantıda yer alması gerektiği tezine sımsıkı yapışanlar; inşa edilen algının o algıyı inşa edenler tarafından kaale alınmayacağını da görmüş oldular böylelikle. Bizim gözümüzden kaçırmaya çalışsalar da, DAEŞ'le zaman zaman yaptıkları paslaşmalar ittifak yapmaya soyundukları ülkelerin gözünden kaçmıyordu herhalde. Kobani kuşatması sırasındaki durumları da cümlenin bildiği bir husus zaten.
MAKSAT TÜRKİYE KARIŞSIN...
Avrupa Parlamentosu'nda konuşan Selahattin Demirtaş'ın "Türkiye Cenevre'de tam da kendi yanına oturtmalı PYD'yi. En çok da Türkiye'nin ihtiyacı var buna" şeklindeki sözleri, Suriye'nin kuzeyinde bir devlet oluşturma hayalinin artık sonuna gelindiğinin işareti. 2004'e kadar Kürtlere kimlik vermeye bile yanaşmayan Esad'ın, 2012'de Rojava'yı PYD'ye, yani PKK'nın Suriye koluna ikram etmesinin önemli sebeplerinden birisinin ülkemizi karıştırmak suretiyle elini zayıflatmak olduğunu, çocuklarımız bile biliyor oysa.
Demirtaş ve Leyla Zana'nın ülkemizi Avrupalılara şikayet babında dile getirdikleri 'Türkiye'nin Kürtleri büyük tehdit olarak gördüğü' şeklindeki iddianın, 'Türkiye terör örgütü PKK'yı büyük tehdit olarak gördüğü ve Kürt vatandaşlarını onun tasallutundan kurtarmaya çalıştığı' şeklinde anlaşılması gerektiğini Avrupalılar biliyorlardır herhalde. Ama asıl merak konusu, söz konusu ikilinin "Ankara'nın müzakere masasına oturtulması için uluslararası kurumların müdahil olması" şeklindeki talepleri karşısında Avrupalıların ne yaptıkları...
Muhtemelen: "Müzakere masası mı?.. Hangi müzakere masası?.." demişlerdir herhalde...
Teröristlerin elde silah bekledikleri bombalarla tuzaklanmış hendekler ve barikatlar üzerinde müzakere masası kurulamayacağını Avrupalılar da biliyorlardır muhakkak...