Türkiye'nin hava operasyonları konusunda engellemelerden bahseden Davutoğlu, "Ya kendileri DAEŞ'i yok etsinler ya bıraksınlar biz yok edelim" dedikten sonra eklemiş: "Ama kimse 'DAEŞ'e karşı mücadele ediyorum' görüntüsü adı altında, oradaki sivil halkı ve muhalefeti cezalandırarak DAEŞ'e alan açmayı düşünmesin."
Başbakan Davutoğlu, Ilımlı muhalefetin Suriye'nin kuzeyinde DAEŞ'ten ele geçirdiği bölgelere rejimin otobüsleriyle DAEŞ militanları taşındığı bilgisini verdikten sonra, belki de en vurucu cümleyi sarf ediyor: "Bugün Suriye'de çok kirli iş birliklerini görüyoruz." Bu söz, sadece rejim ve DAEŞ arasındaki bir işbirliğine atıfta bulunmak için söylenmiş değil belli ki. Türkiye'nin bu örgüte yönelik hava harekatını engelleme çabasında bulunan ve görünürde DAEŞ'le mücadele ediyormuş gibi yapıp, sivilleri vurarak bu örgüte alan açma çabasında olan ülkelerden de bahsediliyor çünkü.
Daha önce değişik şekillerde adını duyurmuş olsa da, DAEŞ'in esas şöhret bulması Haziran 2014'de mevcut 40 bin civarındaki Irak askerinin kendisine adeta altın tabakta sunduğu Musul'u işgaliyle oldu. Bundan sonra çeşitli işgaller yapan örgüte pek ses çıkarmayan uluslararası güçler, Eylül 2014'de Kobani (Ayn el-Arap) kuşatması sonrası harekete geçtiler. Ancak tuhaf gelişmeler de birbirini izledi. İçinde misiniz, karşısında mı?.. Kobani'yi kurtarma amaçlı girişimler, ABD'nin bölge ülkelerine yönelik 'istihbarat ve lojistik destek benden, siz sadece vurun' talebiyle başladı. Bu, 'sadece benim gösterdiğim yerleri ve benim istediğim kadar vurabilirsiniz' demenin kibarcasıydı. Sonrasında, dünyanın en büyük hava güçlerinin saldırısına rağmen, DAEŞ'in bir türlü etkisiz hale getirilemediğine şahit olduk. O dönemlerde sıklıkla kullanılan sözlerden birisi, '250 bin dolarlık füzelerle 10 bin dolarlık cipler vuruluyor' şeklindeydi...
Şimdi de güya DAEŞ'le mücadele için bölgede bulunanların, DAEŞ yerine sivil halkı vurmaları ve bu örgüte alan açmaları durumuyla karşı karşıyayız. Çok kirli işbirlikleri hep vardı bölgede, halen de var... Türkiye, asırlardır yaşadığı ve asırlarca yaşayacağı bölgenin bölgeliler tarafından yönetilmesi gerektiğine inanıyor ve bunun gerekleri için çabalıyor.
Bölge ve ülkemiz üzerine hesapları olan ülkelerin dümen suyuna girdiklerinde artık şüphe olmayan bazı kesimler var ülkemizde. Bir kısım medya, bazı siyasiler, kendini aydın olarak kabul eden ama bu ülkenin değerleriyle uzaktan yakından alakası olmayanlardan oluşan bu güruh, Türkiye hariç herkesin doğru ve haklı olduğuna inanıyor ve bunu savunuyor... Mesele, bu güruhun bahsi geçen çok kirli işbirliğinin neresinde olduğu...
İçinde mi, karşısında mı?..