'Katliam Ülkesi', 'Katliamları yapanlar vekalet verdikleriniz'... Bunlar başlıklardan bazıları. Haberlerin detaylarında bin türlü başka rezillik. İstanbul Sultanahmet'te meydana gelen ve 10 kişinin ölümü, 15 kişinin de yaralanmasıyla neticelenen canlı bomba saldırısı ile alakalı
bu gazete manşetleri Rusya, İran ya da Suriye'de yayın yapan gazetelerde değil; Türkiye'dekilerden... Tam da, olayı veriş şekillerindeki çifte standart dolayısıyla batılı basın yayın organlarını kınamaları gereken günlerde hem de... Belli ki, onlar oradan, bunlar buradan... Batılı yayın organları, kendi ülkeleri söz konusu olduğunda terör örgütlerinin işine gelebilecek şekilde yayın yapmaktan şiddetle kaçınırlarken; Türkiye ile ilgili olduğunda her nedense bunu unutuyor ve bu örgütleri memnun edecek türden yayınlar yapmakta herhangi bir mahzur görmüyorlar.
Terör topluma korku salmak istediğine göre, yayınlar bu amaca hizmet etmemelidir oysa... Hep aynı şey: 'Doğu için yeterlidir' şeklindeki sapkın anlayış... Sultanahmet'te yaşanan canlı bomba olayı ile ilgili olarak
yayın yasağı kararı alınması bazılarının canını fena halde sıkmış. Canı sıkılanların önde geleni de her zaman olduğu gibi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu. Nerdeyse daha olayı bile kınamadan:
'Cankurtaranlar gelmeden yayın yasağı geldi' gibisinden, bir kısım medyanın da çok hoşuna giden bir söz edivermiş... Sanırsınız ki ülkenin ana muhalefet lideri değil de, marjinal bir partinin sözcüsü. Türkiye'de meydana gelen her türlü olumsuzluğu, pireyi deve yapacak bir şekilde göstermeye alışmış bir kısım medya da 'mal bulmuş mağribi' havasında sarıldı konuya.
Yayın yasağı, kimseyi yapmayı düşündüğü şeylerden alıkoymuyor. Basın özgürlüğü kavramını kendi menfaatlerine gelebilecek şekilde yorumlama konusunda mahir olan çevreler yine de yapacaklarını yapıyorlar yani... Bu ülkenin değil,
Türkiye'ye yeminli düşman olan bazı ülkelerin yayın organlarının yapabileceğinden daha da şedit bir şekilde hem de...
Düşman ülkelerinkinden de beter...
Yayın yasağına ihtiyaç duyulmasının sebebi belli: "Olaya iştirak etme şüphesi bulunan kişilerin bulunduktan şehirlerin ve kullandıkları araçların bilgilerinin yayınlanarak
olayın aydınlatılmasının, şüphelilerin yakalanmasının ve irtibatlarının deşifre edilmesinin engellenmesi ve kamu düzeninin bozulması riski..." Yani yasak kapsamı, belirtilen durumlarla ilgili haber, yorum ve eleştirileri kapsıyor sadece. Bu durumda,
yayın yasağından şikayet edenlerin olayın aydınlatılmasını istemediklerini düşünüyor insan. İşin aslı şu ki, yayın yasağı olmasaydı her ne yapacaklar idiyse, yayın yasağı varken de aynısını yapıyor herkes. Bir kesim, erişebildiği kritik bilgileri bağlantılı zanlılar uyanmasın diye yayımlamazken; başka bir kesim ise, güvenlik güçlerinin işi zorlaşsın niyetiyle yayımlıyor. Yayın yasağı denilen şeyin ne olduğunu bilen, bilmesi gereken çevrelerin, sadece Hükümeti kötülemek niyetiyle çıkardıkları gürültünün akla getirdiği de şu:
Yayın yasağı olduğu halde yaptıkları meydanda olanlar, yayın yasağı olmasaydı bundan başka neler yapacaklardı acaba?.. Bunların üstüne bir de kuş mu konduracaklardı?..