Bilinmesi gereken temel esas şu: Mülteciler mecburen dayanıksız tekneler, sallar ve botlarla yola çıkıyorlar. O araçların kendilerini geri götüremeyecek durumda olması çok önemli çünkü. Bindikleri aracın ulaştıkları kıyıya varınca ya da daha varmadan, içindekilerin canlarını kıyıya atabilecekleri şekilde batması ya da batırılması da, işin püf noktası. Bu durumda kazazede ve dolayısıyla hukuken mülteci oluyorlar.
Aksi durumda ya geri çevriliyor ya da çeşitli defalar şahit olunduğu gibi, boğulmaya terk ediliyorlar.
Hatta boğulmalarına yardımcı olunduğu da, vaki.
Aylan (Kurdi) Bebek olayı Avrupa'ya geçebilmek için ölümü göze alan mültecilerin dramı açısından bir milat oldu görünüşte.
Bu olayın dünya medyasında yer almasının ardından ciddi girişimler oldu ve insanlık alemi, mültecilerin dramı konusunda bazı adımlar atılabileceği beklentisine kapıldı.
Ancak üzerinden geçen bunca zamana rağmen, Avrupa'ya geçişi başaramayan mültecilerin ölü bedenleri kıyılarımıza vuruyor.
Avrupa'nın mültecileri kısmen olsun rahatlatmak adına taahhüt ettiği hususlar, müthiş bir bürokratik kıskaçla karşı karşıya olmalı ki, atılabilmiş doğru dürüst bir adım yok.
Oysa evlerinden yurtlarından uzakta, son derecede sıkıntılı bir hayat yaşayan mültecilerin, bürokratik gelişmeleri bekleyebilecek takat ve vakitleri yok.
Bir bekleme odasında değiller ve onlar beklemeye razı olsalar da açlık, hastalık ve soğuk gibi problemlerin bekleme alışkanlığı yok.
Meşruiyet meselesi...
İşin temel gerçeği, Türkiye'nin milyonlarla ifade edilen mülteciyi kabul ettiği bir vasatta, irili ufaklı ve ama mutlaka zengin Avrupa ülkelerinin hala birkaç binli rakamlar telaffuz ediyor oluşu. Bu bile belki bir aşama, ancak sadece söyleyip yapmadıkları için anlamsız. Yapılması gereken şey basit gibi gözüküyor oysa.
Mülteciler konusunda en ağır yüklerden birisini 'insanlık adına' üstlenen Türkiye'nin Suriye meselesinin başından beri söylediği 'güvenli ve uçuşa yasak bölge' gerçekleşse sıkıntılar büyük ölçüde halledilmiş olacak.
Ancak, mültecileri kabul etme konusunda birkaç binli rakamları bile ürkerek telaffuz eden ülkeler, milyonların yerlerinden yurtlarından olmasına sebebiyet veren çatışmaların durması konusunda da samimiyetsizler. Suriye'nin geleceğini kendi menfaatlerine uygun bir şekilde dizayn edebilmek için, yaşanan dramları görmezden gelmeyi sürdürüyor ve çözüm konusunda sürekli olarak ipe un seriyorlar. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik ne güzel söylemiş: "Türkiye'nin gösterdiği gayretin onda birini 10 devlet daha gösterseydi, bu insanların hiçbiri ölmezdi... Bu kadar çocuk göz göre göre ölürken, uluslararası kurumların, büyük mekanizmaların bu kadar duyarsız kalması, meşruiyet meselesinin gündeme getirilmesini ve sorgulanmasını gerektirir."