7 asil 4 yedek üyeden oluşan ve sonrasında bazı değişiklikler yapılmış olsa da, temel olarak 1950 ve 1961 tarihinde çıkarılmış kanunlara göre çalışan Yüksek Seçim Kurulu (YSK), belli ki kanunlarda kamu yayıncılığı ve özel yayıncılık arasında fark olmamasına dayanarak alıyor ceza kararlarını. Başta A Haber olmak üzere 24, TV NET, ÜLKE, TGRT HABER gibi, yayınlarında milli çizgiyi esas alan kanallara birbiri ardı sıra yağdırılan cezaların sebebi olarak da, 'seçime katılan siyasi partiler arasında fırsat eşitliği sağlanmamış olması' gösteriliyor. Oysa Türkiye'de yayın yapan onlarca haber kanalı var ve bu özel kanalların hemen tamamı kendi ticari şartları ve tabii ki siyasi duruşları gereği, herhangi bir partiyi önceleyen ve diğerlerini bazen görmeyen ve bazen de eleştiren yayınlar yapıyorlar.
Bu durumda Yüksek Seçim Kurulu gibi, üyelerinin 6'sı Danıştay ve 5'i de Yargıtay Genel Kurulları tarafından seçilen Anayasal bir kurulun objektif olması ve eğer bunlardan bazılarına ceza veriyorsa, diğerlerine de vermesi beklenir. Ancak tuhaftır, YSK'nın 7 Haziran'dan sonra dozu artmış bir şekilde yukarıda adını saydığımız kanallara ceza yağdırdığını ve bu arada diğer haber kanallarını adeta unuttuğunu görüyoruz.
ŞERİATIN KESTİĞİ PARMAK ...
Dolayısıyla mevzuata kuru kuruya bağlılıkla kısmen ifade edilebilecek bir durumla karşı karşıyayız.
Mekanizma her nasıl çalışıyor ya da çalıştırılıyorsa, YSK başta A HABER olmak üzere bazı televizyonlara ceza verme konusunda torpil yapıyor ve benzeri yayınları çok daha şiddetli bir şekilde yapan diğer kanalları ise es geçiyor. YSK mevzuatının Türkiye'nin yayıncılıkta geldiği nokta ile hiç alakası yok. Teknolojik gelişmelerin çok gerisindeki metin, belli ki kurul üyelerine geniş bir yorum yetkisi tanıyor. Ancak insan, kurulun yetkilerini adil ve hakkaniyetli bir biçimde kullanması gerekirken, bunu yapmadığını düşünüyor. Çünkü öyle...
Özellikle ceza verme konusundaki kararları tartışılması gerekirken, 'son merci' olması dolayısıyla uygulanmak durumunda olan YSK'nın televizyonlar konusunda verdiği kararlar, hakikaten can yakıyor. Oysa meşhur 'Şeriatın kestiği parmak acımaz' sözünden ilham alarak şunu söyleyebiliriz: Kanunları uygulayanların verdikleri kararlar, kimsenin canını acıtmamalı... Kanunların uygulanması adaletsizlik ve hakkaniyetsizlik sebebiyle can yakıyorsa, bir sıkıntı var demektir.
Bu sıkıntı da, belki Yüksek Seçim Kurulu üyelerinden birisinin ya da birkaçının A HABER ve andığımız diğer kanallara olan özel ilgisi (!)