1 Kasım seçimlerinde alınan netice, Türkiye'de ve sınırlarımız dışında geniş bir coğrafyada milyonlarca insanın sevinci ile karşılandı. Aynı şekilde
Türkiye'de ve sınırlarımız dışında neticeyi üzüntüyle karşılayanlar da vardı. İçeridekiler neyse ama dışarıda sevinenler mutlu olmamız, üzülenler ise üzerinde düşünmemiz gereken bir olgu. AK Parti'nin seçim zaferinin bu adamları neden bu kadar üzdüğü, içimizdeki beyinsizlerin uyanmaları için ciddi bir veri çünkü... Dışarıdaki üzülenlerin başını çekenler,
ülkemiz üzerine olan hesaplarına 7 Haziran'da yaklaştıklarını ve 1 Kasım itibariyle daha da yaklaşacaklarını umanlar. Bunların tamamı AK Parti'nin zaferi ile adeta şok oldular. 1 Kasım akşamından itibaren güya seçimleri değerlendirme amacıyla yapılan yorumlara da, umduklarına nail olamayanların ruh hali yansımış durumda.
Türkiye'nin 'Fabrika Ayarlarına Dönüşü', birilerinin ayarlarını fena halde bozmuş durumda yani. Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere 1 Kasım sonuçları üzerine yapılan yorumların hemen hepsine
AK Parti'nin zaferinden kaynaklanan üzüntü, ama anayasayı değiştirebilecek çoğunluğa ulaşamamış olmasından kaynaklanan teselli açıkça okunabiliyor. Almanya kaynaklı değerlendirmelerde 1 Kasım'da da AK Parti'nin tek başına iktidara gelememesi yanında, CHP ve HDP'nin oylarını daha yükseltmelerinin beklendiği anlaşılıyor. Alman Hrıstiyan Demokrat Birlik (CDU) milletvekili Roderich Kiesewetter mesela; "AK Parti'nin çoğunluğu sağlamasının seçmenin tercihi olduğunu" lütfen vurguladıktan sonra
"İktidar partisinin anayasayı değiştirecek çoğunluğu sağlayamamasının memnuniyet verici olduğunu" söylüyor. Seçim Türkiye'nin seçimi, netice sebebiyle aslında üzülen, ama
AK Parti'nin anayasayı değiştirecek çoğunluğu kazanamamasıyla teselli bulan bir Alman milletvekili var karşımızda...
KORKUNUN SEBEBİ
Müslümanların yeteri kadar batılılaşmadıkça kendi kendilerini idare etmemeleri gerektiği gibisinden bir saplantısı olduğunu bildiğimiz The Guardian'ın bir yorumcusu da şunları yazmış: "
AKP, MHP'den destek alabilirse, anayasayı değiştirme ya da yeniden yazması için gerekli olan 330 milletvekili sayısına ulaşacak. Bu Erdoğan'ın potansiyel olarak en tartışmalı, en büyük arzusunu gerçekleştirebilmesi anlamına geliyor. Yani Putinvari, icra yetkisine sahip bir başkanlık." İsviçre gazetelerinden Tages- Anzeiger'in yorumu ise şöyle: "
AKP anayasayı değiştirebileceği üçte ikilik çoğunluğu yakalayamadı. Ama Erdoğan'ın tek adamlık hayalleri sürecektir. Bu tutumuyla ülkeyi felç ediyor ve AB'yi korkutuyor." Örnekler çok. Batı kaynaklı yorumların hemen hepsinde AK Parti'nin zaferi ciddi bir üzüntü kaynağı, ancak anayasayı değiştirebilecek çoğunluğu sağlayamamış olması, bir tür teselli ikramiyesi. CHP'den belli ki ümitlerini kesmişler, MHP ile ilgilenmiyorlar. Gözde partileri olan HDP'nin baraj altında kalmamış olması da diğer teselli kaynakları. Belli ki
Türkiye'de bir anayasa değişikliği yapılması ve böylelikle büyük çapta tasfiye edilen vesayet odaklarının kalanlarından da kurtulacak olmamız ihtimalinden rahatsızlar. Batılıların Türkiye'de bir anayasa değişikliğinin kolay gerçekleşmeyeceğine sevinmelerinin ve Başkanlık Sistemi konusunda tüylerinin diken diken olmasının, hepimizi düşündürmesi gerekir. Eğe
batılıların bizim için hep iyi şeyler istedikleri şeklinde hayallere kapılmamışsak tabii...