Çok satanlar arasında mutlaka bir tarih kitabı görürsünüz. Gazete ve TV'lerde, tarihi olaylara ilgi büyük. Özellikle yakın tarih programları hergün artan oranda yurttaşlarımızca daha çok dinleniyor. Yakın tarih tartışmaları yapan sivil toplum kuruluşlarının toplantıları kalabalık izleyici çekiyor.
Nitekim Gazeteniz Takvim'in son yayınladığı 'Harem ve Tarihin az bilinen doğruları' ve halen devam eden 'Sultan Abdülaziz suikastı'na ilişkin yazı dizilerinin dikkatle takip edildiğini, çevremdeki dostlardan duyduğum gibi, gelen telefon ve mail'lerden de yaşama imkânı buluyorum.
Yakın tarihe bu ilginin altında ne yatıyor?
Çünkü dünya düzeni değişiyor. Türkiye büyük değişim ve dönüşüm yaşıyor. Genç nesiller de yakın tarihte Osmanlı-Türk İmparatorluğu'na oynanan oyunları bilmek istiyor.
Türkiye bir taraftan, tarihi genlerini konuşturmaya başlarken, diğer taraftan resmi tarihin detaylarında gizlenen gerçekleri öğrenme tutkusu, yeni tarihçilik akımını gündeme sokuyor. Doğal olarak, işin hakkını veren, tarih yazımında resmi ideolojiye alternatif yorumlar getirebilen değerli akademisyen ve yazarlarımız giderek artıyor.
Bugün 'Osmanlı' deyince ise akla ilk Prof. Dr. Halil İnalcık geliyor. İnalcık Hoca, geriye dönüp baktığında "Daha üretmem gereken eserler var" derken, önemli noktalara parmak basıyor: "Ben yazarken hâlâ heyecanlanıyorum.
Evin her odası ayrı bir atölye.
Bir oda Fatih ve İstanbul kitaplarımla dolu. Diğer odada Devlet-i Aliyye için gerekli çalışmalarım var. Yemek masamın üstü Bizans kitaplarıyla çevrili. 100 yaşını iple çekiyorum.
İçimde hâlâ çalışma azmi var çünkü. Dua ediniz de 100 yaşından sonrasını da göreyim..."
Halil İnalcık'tan öğütler
İnalcık hoca, öncülük ettiği Osmanlı Arkeolojisi'nin bilinmeyen yönlerini şöyle dile getiriyor: "Arkeologlar, 'Osmanlı arkeolojisi olmaz' dediler bana. Ben de ilk kazıyı Osmanlı'nın ilk sarayı Bursa Bey Sarayı'nda yaptım. Bugün sarayın tavan duvarlarına ulaşıldı kazılarla. Hatta geniş bir Bizans dehlizine de ulaştık. Bütün bunlar, Osmanlı'nın ilk dönemlerini açığa çıkardı. Benim gibi bir çılgın daha ortaya çıkarsa o kazılar devam eder'' Uluslararası tarihçimiz, Prof.Dr. Halil İnalcık, Türkiye'de yeni tarihçiliğin kodlarını verirken, genç tarihçilere sesleniyor: "Tam bir tarihçi olmak çok güçtür. Bugünün tarihçileri hikâye anlatıyor.
İyi tarihçi olmak için evvela altı dil öğrenilecek. Arapça, Farsça, Osmanlıca divan dili ile Fransızca, Almanca, İngilizcenin ileri seviyede bilinmesi lazım. Yoksa Avrupalı tarihçilerle boy ölçüşülemez. Makale yazarken arşive ve sağlam vesikalara dayanıyorum. Zaman ve mekân içinde toplumun hayatına tarih denir.
Bunun için bir tarihçi sosyoloji, ekonomi, kültür, coğrafya, her şeyi bilmeli. Üslup için de edebiyat bilmemin çok faydası olur tarihçilere''
SONUÇ: İngiliz devlet adamı Sir Winston Churchill, tarih bilmenin önemini belirtmek için, "Ne kadar geçmiş isem, o kadar geleceğim" demektedir.
Ünlü tarihçi İbnü`l-Esir, tarihin uzun kış gecelerini dolduran bir eğlence olmayıp tarihten ibret alınması gereğinden söz eder.
Kuran-ı Kerim, geçmiş kavimlerin başlarından geçenleri, ders almamız için anlatır bizlere.
İnsanlar tarihi öğrendikçe bugünü daha iyi anlayabilirler.
Yarını kurmanın tek yolu, tarihin gösterdiği ibretlerden ders almaktır.