Son istihbarat raporlarına göre, bombaların İsrail'in Kızıldeniz'deki Eylat Limanı civarındaki hava üssünden kalkan 4 uçaktan atıldığı kesinleşti.
Doğu-Batı Enstitüsü Başkanı, Ortadoğu Uzmanı Ömer Özkaya'ya, "Sudan'da ne oluyor? Saldırının mesajları nedir?" diye sordum.
Özkaya, saldırı çerçevesinden, Afrika üzerinde oynanan oyunları anlattı:
İsrail, İran kriz içindeki Avrupa ve Arap bölgesinin içinde bulunduğu zayıf durumdan yararlanarak kendi bölgesel rollerini canlandıracak yeni araçların arayışı içine girdiler. Ama pek yeni Türkiye'nin farkında değiller. Afrika'ya yönelmek, tarihi ve ideolojik itibarlar üzerine kurulu imparatorluk şanını geri kazanmayı düşleyen bu üç ülkeyi birleştiren ortak bir özellik olarak çıkıyor karşımıza.
Afrika'ya olan ilginin çok bilinen sebeplerinin dışında şu iki husus da oldukça önemlidir:
1- Uzay hâkimiyetinin yolu, Afrika'dan geçmektedir. Gelecekte uzayda hâkim olmak isteyen her bir gücün, fırlatma rampalarının, yerçekimi kuvvetinin en az olduğu Ekvator çizgisinde, yani Afrika ve Latin Amerika'da olması gerekiyor.
2- Afrika, BM sandalyelerinin üçte ikisini, tarafsızlar grubunun ise yarısını temsil ediyor.
Uluslararası stratejist Özkaya, İsrail-İran-Türkiye üçgeninde, Afrika için verilen mücadelenin sebeplerini şöyle sıraladı:
Dış politikada itibar
* TÜRKİYE: Ülkemizin dış politikasında Afrika'ya yeniden itibar kazandırma süreci, 90'ların sonunda başladı. Bu dönem, İran'ın Afrika politikasını yeniden değerlendirmeye aldığı döneme denk geliyor. Osmanlı döneminde bazı Afrika ülkelerinin, kısmen veya tamamen Osmanlı egemenliğinin altına girdikleri biliniyor. Bunun yanı sıra Osmanlı yönetiminin nüfuzu Afrika'nın güneyine kadar uzanmıştı. Ancak 1923 yılında cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte Türk politikasının Afrika boyutu ihmal edilmeye başladı.
Türkiye, 90'ların sonunda Osmanlı İmparatorluğu'nun şanını geri kazanmak istedi ve AB'ye katılım serabının uzağında kendisine etkin bir bölgesel rol arayışına girdi.
Türkiye, 1998 yılında "Afrika politikası" adını verdiği bir yönelim başlattı. Bu politika, Türkiye ile Afrika ülkeleri arasında diplomatik, ekonomik ve kültürel bağları güçlendirmeyi amaçlıyor.
Araplar'ı kuşatmak için
* İSRAİL: Afrika ta en başından beri İsrail'in dışarıya yönelik hareketinin önemli bir eksenini oluşturdu. İsrail, bir taraftan Afrika ile ilişkileri aracılığıyla varlığına bir meşruiyet kazandırmaya çalışırken diğer taraftan da Afrika üzerinden Araplar'ı kuşatmaya çalıştı. İsrail'in Afrika'da bulunmasının amacı ilk başlarda siyasi, ekonomik ve stratejik itibarlara dayansa da şu anda kıtada yükselen İran nüfuzuyla ve İslami cihat akımlarıyla baş etmeye çalışıyor.
İsrail, Kızıldeniz girişlerini kontrol edebilmek için bu yaşamsal bölgede kendini sağlama almaya çalışıyor.
İran ile askeri bir çatışma yaşanması durumunda bu su geçidinin, İsrail denizatlıları için esas dayanak noktası olacağı çok açık."
Güçlü ilişkiler var
* İRAN: Ahmedinejad'ın İran'ı Afrika'ya farklı bir ideolojik çerçeveden bakıyor. Kum'daki Mollalara göre Afrika, İran devrim düşüncesinin benimsenebileceği uygun bir alan. Sadece 2009 yılında İranlı üst düzey yetkililer, Afrika'ya yaklaşık 20 ziyaret düzenledi. İran diplomasisi, Afrika'da yeni nüfuz bölgeleri kazanarak Batı'nın ambargosunu kırmaya çalışıyor. İran'ın Sudan'la çok güçlü ilişkileri var. Tahran, Sudan'ın en büyük silah ihracatçısı.
İran'ın Afrika yönelimindeki nükleer boyut ise gizli bir konu değil. İran, Afrika ülkelerinden uranyum elde etmeye çalışıyor.
İsrail-İran kapışması
Sudan üzerindeki mücadele kimlerin lehine gelişir? Surumu Özkaya, "Türkiye kazanır" diye karşıladı ve devam etti:
İran ile İsrail arasında Afrika üzerinde gizli ve kızışmış bir rekabetle karşı karşıyayız. Çoğu Sünni olan Afrika ülkeleri, İran devriminin ihraç edilmesinden endişe duyuyorlar.
Yani Şiilik, İran'ın Afrika'daki varlığını desteklemenin önündeki en büyük engel ve endişe olarak durmaya devam ediyor.
Buna karşılık Afrika'nın Filistin meselesine yakınlık duyması, İsrail'in Afrika'daki varlığı için bir meydan okuma teşkil ediyor.
İsrail, İran ve Afrika'nın karşı karşıya bulundukları meydan okumalar, Türkiye'nin Osmanlı rüyalarını gerçekleştirmelerini sağlayacak zemini hazırlayabilir.
Zira Türkiye'nin, Batı'nın demokrasi gelenekleriyle uyumlu olan ılımlı İslami modeli ve piyasa ekonomisi, Afrika Müslümanları için örnek alınabilecek bir model oluşturuyor. Bu nedenle de Türkiye'nin, Afrika'nın pek çok ülkesinde idare ettikleri okul ve camiler Afrikalılar'da, İranlılar'ın idare ettiklerine karşı duydukları korkuya neden olmuyor.
SONUÇ:
Türkiye, gelecek günlerde meydanın boş olmadığını gösterecek hazırlıklar içinde olduğunu şimdiden söylemeliyim.