CANLI YAYIN
BÜLENT ERANDAÇ

BÜLENT ERANDAÇ

Tezkerelerin ruhunu anlamak

Eklenme Tarihi 12 Ekim 2012
Türk halkı, "1 Mart 2003 Irak Tezkeresi" çıkmadığı için çok üzülen, karalar bağlayan malum isimlerin, Suriye Tezkeresi çıkarılmasına karşı oluşlarının hazin çırpınışlarına tanık olmakta.
Neden acaba?
Bugünü (Suriye ) anlamak için, dünü (Irak ) 1 Mart Tezkeresi'ni iyi okumak lazım... Bu iki tezkerenin ruhu, bizlere yarınların sürecini daha yakından anlamamızı sağlayacaktır.
1 Mart 2003 Irak Tezkeresi ile 4 Ekim 2012 Suriye Tezkeresi arasında hiçbir benzerlik yoktur. Aralarında ne ruh, ne de hedef benzerliği bulunmamaktadır.
1 MART IRAK Tezkeresi'nin reddi, TBMM'nin, emperyalizme boyun eğmiş olmadığının en büyük göstergesidir...
Kabul edilseydi, Amerikan'ın 62 bin 500 askeri, 255 savaş uçağı, 65 savaş helikopteri Türkiye limanlarına, havaalanlarına ve Mardin kara sahasına yerleşecekti. Türkiye Cumhuriyeti tarihi bir ihanetten son anda kurtulmuştur.
Amerikan askeriyle kol kola Irak topraklarında Türk askerleri, Müslüman Irak askerlerini ve halkını da öldürmek zorunda kalmaktan bir şans eseri uzak kalabilmiştir.
4 EKİM SURİYE Tezkeresi, Türkiye'nin egemenlik haklarını kullanmaya hazır olduğunu gösteren bir çıkıştır. Bir işgal değil, ikaz tezkeresidir. Suriye'deki katliam çetesine, (ayağını denk al) uyarısı manasındadır. Suriye halkına yönelik bir hareketi göstermez.

IRAK'TA NE OLDU?
"Dünü" anlamak için, 1 Mart 2003 öncesi:
Amerika, belgeleri ortaya çıkan uyduruk bahanelerle Irak'ı işgal etti. Amerika'nın Irak'ı işgalini şu dinamikler üzerinden okumalıyız: "Petrol", "İsrail'in güvenliği", "Ortadoğu ve Kuzey Afrika'ya yeni şekil verme. '' Amerika, 10 yıla yayılan bir süreçte, Irak işgaline 2 trilyon dolar harcadı. Irak'taki direnişi bastıramadı. 1 Milyon Müslüman Iraklı'nın ölmesine yol açtı. Dünya genelinde imajı fena halde bozuldu.
Ve bataklığa saplandı.
Bütün bunlar olurken, Ortadoğu'da yapısal anlamda fay hatları kırıldı. Irak işgaliyle birlikte bir ''Bölgesel Kürdistan ''sorunu, ''bölgesel Şii Kuşağı'' sorunu olma potansiyeli çıktı.
Türkiye,1 Mart Tezkeresi'ni reddederek, bu bataklığın dışında kalmıştır. 1 Mart Tezkeresi kabul edilseydi, bu bataklıkta Türkiye halen çırpınıyor ve 2003'ten 2012'lere kadar sürdürdüğü ekonomik kalkınmayı başaramamış olacaktı.
1 Mart 'ta Türkiye üzerinden Irak'a girecek Amerikan askerlerini engelleyen Türkiye, kazandığı uluslararası ün ve Müslüman ülkeler dostluğuyla, Amerika'nın Irak'tan çekilmesi sonrasındaki fırsatları değerlendirme şansını yakalamıştır.

SURİYE'NİN GELECEĞİ
"Bugünü''
anlamak için, Suriye Tezkeresi'nin ruhunu anlamalıyız.
Akçakale'ye atılan bombaların çok yönlü mesajı vardı. Baas'çıların Suriye olayını,"Baas rejimi-Suriye halkı" savaşından çıkarmak ve "Türkiye -bölgesel aktörler" gerilimini arzuladığı apaçık görünüyordu.
Stratejistler, 4 Ekim 2012 Suriye Tezkeresi'nin ruhunu şöyle veriyor: "Türkiye, 4 Ekim Tezkeresi'ni çıkararak, Baas'çıların oyununa düşmemiş, her türlü güvenlik riskine hazırlıklı olduğunu göstermiştir. Bu aşamada oldukça yerinde bir güvenlik önlemi artırımı olmuştur.
Türkiye Baas rejiminin kontrolü kaybetmesine paralel olarak kademeli bir şekilde güvenlik hassasiyetini artırmaya kararlıdır. Güvenlik krizi büyüdükçe tampon bölge tartışması gündeme oturacağı için, bu noktada tezkerenin kullanılması mümkün olacaktır. Son tespitlere göre, Suriye'de Halep-İdlib hattında fiili bir tampon bölge oluşmuş durumda. Bu bölgede "Tampon bölge", "İnsani yardım koridoru" ve mülteci kampları oluşturulmasına doğru gidilmektedir.
Görünen o ki, Suriye muhalefeti, Türkiye'nin bir şey yapmasına gerek kalmaksızın bir "Tampon bölge" oluşturulma yolunda ilerlemektedir.''

KAPALI KAPILAR

Kapalı kapılar ardında, iki ana hat temaslar dizisinden bahsediliyor.
1) Mısır Cumhurbaşkanı Mursi'nin işaret ettiği, Mısır-Türkiye -İran - Suud platformunun Suriye'de geçiş yönetimi temasları
2) Türkiye'ye gelecek olan Rusya lideri Putin ile daha sonra da Başkan Obama ile Suriye geçiş yönetimi üzerinde net anlaşmanın sağlanması.

SONUÇ:
1 Mart Tezkeresinin reddi, TBMM'nin, emperyalizme boyun eğmiş olmadığının en büyük göstergesiydi. "İşgalci" olmadığını ispatlayan Türkiye, 4 Ekim Suriye Tezkeresi'yle de Ortadoğu'da seyirci olmaktan çıkmış, "Oyun kurucu" olarak uluslararası masada yerini almıştır.
Bu gelişme karşısında, 100 yıl önce, Osmanlı'yı parçalayan ve cetvelle Ortadoğu haritasını çizen İngiltere ve Fransa tedirgin olurken, onların gizli veya açık tetikçilerinin, eski tüfek yazarlarının, günümüzde karalar bağlamasını anlamakta zorluk çekmiyoruz.