Ankara temaslarının, görünen tarafında ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi, görünmezinde küresel güçlerin Türkiye ve İran üzerindeki manevralarının masaya yatırıldığından bahsediliyor.
Bu bağlamda değerlendirelim.
İran'da Musaddık'ı ve Mısır'da Mursi'yi deviren darbelerle, 2013 Taksim gezi ve 17/25 Aralık darbe teşebbüsüyle Tayyip Erdoğan'ı devirme operasyonları arasında bir ilişki, bir paralellik var mı?
Evet var! Hem de çok var. Kafkas ve Ortadoğu'nun petrol/gaz sahalarını ve bu sahalardan Avrupa'ya uzanan boru hatlarının kontrolü ile birebir ilişkisi var.
İRAN Başbakan'ı Musaddık, CIA tarafından petrolü millileştirdiğinden ve Milli duruştan devrildi. MISIR eski Cumhurbaşkanı Mursi milliydi. İsrail'i sıkıştıran, Erdoğan'la Afrika hattını kuran isimdi. Arkasında ABD (Pentagon) ve İngilizler'in destek koyduğu General Sisi (yeni Cumhurbaşkanı) tarafından devrildi.
BAŞBAKAN TAYYİP ERDOĞAN, MİLLİ devlet adamı özelliğiyle küresel vizyon ortaya koyuyordu. TC'nin YENİ BİR RUHLA, MİLLİ DURUŞUNU simgelerken, Taksim Gezi, 17/25 Aralık darbe teşebbüsleriyle devrilmek istendi.
Demek ki, Milli liderlere karşı BATI ve onların taşeronları hep görevde...
Gül, Ruhani ve Erdoğan, kalkınan ülkelerin can suyu petrol/gazın kontrolünün elde tutulması için, Türkiye ve İran'ın, küresel güçlerden çok sıkıntı çektiğini elbette biliyorlar.
Ankara miladı
Başbakan Erdoğan'ın, Irak'ta 2010'da Aşure törenlerine katılması, Necef'te Hz. Ali'nin türbesini ziyaret etmesi ve uluslararası arenada İran'a verilen destek, Türkiye ile Şiî dünyayı birbirine yakınlaştırmıştı. Zamanla, bu yakınlaşmayı kırmaya yönelik özellikle Derin ABD-İngiltere-Almanya istihbarat servisleri çok çalıştı. Ruhani'nin Cumhurbaşkanı olmasına kadar Türkiye ile İran arasında derinlikler kazıldı.
Türkiye'nin olası Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile İran Cumhurbaşkanı Ruhani arasında Ankara'da, sıcak ilişkinin başlamasına yeni dönemin bir miladı olarak bakmalıyız. Ortadoğu'da Şii/Sünni bloklaşmasından menfaatleri olan küresel güçlerin, özelinde Türkiye'de Alevi/Sünni çatışmasını körükleyen Batı'nın Erdoğan-Ruhani beraberliğinden tedirgin olacakları açıktır. Şöyle:
BİR) Türkiye ile İran'ı kapıştırmaya pek hevesli Derin Amerika-İngiltere ve Almanya'nın, Ortadoğu satrancında yapacakları yeni hamleler, Erdoğan-Ruhani beraberliğinin duvarlarına çarpacaktır.
İKİ) Alevi-Sünni çatışmasını körükleyerek Tayyip Erdoğan'ın liderliğindeki Yeni Türkiye'nin önünü kesme faaliyetleri başarılı olamayacaktır.
ÜÇ) Avrupa'nın can suyu petrol/gaz temininde Türkiye ve İran vanaları beraberce elde tutacaklardır.
DÖRT) Suriye krizi ve Irak'ın İran ile ortak politikalar belirleyecek ölçüde yakınlaşması, Erdoğan-Ruhani beraberliğinden çok etkilenecektir. Yakın diyalog ikliminin oluşması bulunmaz bir nimet özelliğindedir.
BEŞ) Erdoğan-Ruhani beraberliği, Türkiye'ye ve İran'a son dönemde yöneltilen ithamların en bilinenlerinden birisi olan mezhep hassasiyetiyle politik duruşlar arasındaki açılmak istenen uçurumları kapatacak özellikler gösterecektir.SONUÇ: İran'da Cumhurbaşkanlığına Ruhani, 3 Ağustos 2013 tarihinde seçildi.
2021 yılına kadar görevde kalacak. Tayyip Erdoğan da Cumhurbaşkanı olduktan sonra 2019 yılına kadar görev yapacak.
Yüzyıllar boyunca kraliçelerin ve baronların inşa ettiği, yıkılmakta olan Ortadoğu'nun yeni taşları döşenirken, Cumhurbaşkanları Ruhani'yle, Tayyip Erdoğan arasında, YÜZYILLARIN İKİ KADİM ÜLKESİNE DOSTLUKKARDEŞLİK YAKIŞIR.