Birincisi, 12 mil olan karasuları dışında müdahale etmek, ikincisi ise Rumlar ile petrol araması anlaşması yapmak. İşte, bu iki durum karşısında Türkiye'nin son İsrail hamlelerini yorumlamakta yarar var.
Doğu Akdeniz'de kabadayılık yapan İsrail'e Türkiye'den başka 'Orada dur' diyecek ülke yoktu.
İsrail'in kabadayılıkları:
1: Uluslararası anlaşmalara göre bir ülkenin karasuları en fazla "12 mil" olabiliyor, hâlbuki İsrail savaş gemileri Mavi Marmara'ya İsrail'den 72 mil açıkta müdahale etti, bu kadar geniş bir alanın İsrail tarafından kontrol edilebileceğini söylemek İsrail'e geniş bir alan açmak anlamına geliyordu.
2: Türkiye, Doğu Akdeniz bölgesinde en uzun kıyı şeridine sahip olan ülke. Türkiye, Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB) en zengin doğal gaz rezervlerinin bulunduğu iddia edilen Leviathan bölgesi ile iç içedir. Dolayısıyla, Leviathan bölgesi de dahil olmak üzere, tüm bu bölgelerde Türkiye'nin imzasının olmadığı bir antlaşmaya dayanarak petrol ve doğal gaz ameliyatları yapabilmek mümkün değildir.
Birleşmiş Milletler'in raporu "Gazze'ye silah girmesini önleyebilmesi" için İsrail'e neredeyse bütün Doğu Akdeniz'in hükümranlığını bağışlıyor. Bu "hakkaniyete"uymayan durum karşısında, Türkiye, "Ben Doğu Akdeniz'de seyrüsefer serbestîsini sağlarım" demiştir.
İsrail donanmasının, kendi karasuları olan 12 mil dışında bir Türk gemisine dokunmasına asla müsamaha edilmeyecek demektir.
Petrol ve gaz araması
Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile İsrail, Doğu Akdeniz'de petrol ve gaz aramaya 21 Eylül veya 1 Ekim'de başlayacak. Bu anlaşma deniz hukukuna ve hakkaniyet ölçülerine uymamaktadır. Rum-İsrail antlaşmasının ilan ettiği ekonomik bölgenin Türkiye'nin Münhasır Ekonomik Bölgesi ile iç içe geçtiği açıktır.
Ama buna rağmen, hem Güney Kıbrıs (arkasında Yunanistan var) hem de İsrail, deniz hukukuna göre "diğer ilgili devletlerden birisi" olan Türkiye'ye danışıp görüşmeye gerek bile görmemişlerdir.
Türkiye'yi bu antlaşmanın dışında tutmaya daha baştan karar vermiş olan bu iki devlet, doğal olarak, ortaya çıkan uyuşmazlığı "hakkaniyete uygun hale getirmek için" Türkiye ile temas kurmaya bile tenezzül etmemişlerdir. "Ben yaptım oldu" düşüncesinden hareketle hazırlanarak imzalanan bir anlaşmadır.
MEB, 200 mile kadar ekonomik bölge olarak düşünülmelidir. Doğu Akdeniz bölgesinde, özellikle sahildar devletler arasındaki mesafelerin kısa olduğu denizlerde, bir sahildar devletin veya bir adanın ilan edebileceği 200 millik MEB'nin diğer bazı devlet veya devletlerin MEB'leri ile çakışacağı ve iç içe geçeceği açıktır. Örneğin zengin doğal gaz yataklarına sahip olduğu iddia edilen bölgeler Türkiye ve Mısır, Suriye ve Lübnan, KKTC-Rum kesimi MEB'leri ile de iç içe geçmiştir.
Bu nedenle, Türkiye'nin sahil şeridinin uzunluğu, Kıbrıs ile arasındaki mesafe, bölge coğrafyasının özel konumu dikkate alınarak aralarında Türkiye ve KKTC'nin de bulunduğu bölge devletleri arasında hakkaniyete uygun bir anlaşma yapılmadıkça Rumlar ile İsrail'i anlaşma yapamaz. İsrail-Rum
işbirliği İsrail'
in ve Rumlar'ın, Türkiye'ye yönelik gizli hazırlıklar içinde olduğunu bilmeliyiz. Türkiye'nin son yıllarda özellikle Ortadoğu'da kazanmış olduğu "bölgesel güç" olma sıfatını yıpratmak ve Türkiye karşısında güç kazanmak olduğunu söylemek mümkündür. Nitekim Rum yetkililer, yapmış oldukları bu anlaşma ile Türkiye'nin bölgedeki stratejik önemini erozyona uğrattıklarını dile getirmektedir.
Bunun yanında Rumlar, Türkiyeİsrail ilişkileri arasındaki çatlaktan hareketle yarattıkları bu durumun, Avrupa doğal gaz piyasasını ele geçirmesine yol açacağını ve böylelikle enerjide kendileriyle birlikte bir merkez ülke haline gelerek Türkiye'nin ileriye dönük projelerine de sekte vurması kaçınılmazdır.
Dolayısıyla Rumlar, doğal gaz alımında Rusya'ya bağımlı olmaktan şikâyetçi olan Avrupa ülkelerinin de bu süreç içinde İsrail'i ve kendilerini destekleyeceğinden de emindirler. İsrail'in Rumlar'la yaptığı antlaşma sayesinde Filistin'e ait olan Gazze münhasır ekonomik bölgesine el koymak ve bunu uluslararası alanda tescil ettirerek Akdeniz'de bir deniz sınırı oluşturmak istediği düşünülmektedir.
(Not: Gazze'nin kuzey batısında ilan edilen MEB'nin yüzde 60'ı Filistin'e ait) Sonuç: Türkiye, kendisine ve KKTC'ne ait olan Akdeniz'deki haklarını korumaya kararlı olduğunu ortaya koydu.
Bunu da Türk donanması ile yapmaya kararlıdır.